Ana içeriğe atla

Yakınlık / Hanif Kureishi

106 sayfalık bir eser, bu kadar çarpıcı olabilir mi? Olabiliyormuş. Everest yayınlarının Dost Körpe çevirisiyle Mayıs 2006'da dilimize kazandırdığı eseri Kureyşi, 1998'da yayınlamış. Pakistan baba ve İngiliz anneye sahip Kureyşi'nin bu eseri, eser deyip duruyorum çünkü roman olarak kategorilendirilmiş olan Yakınlık bence novella türünde, sinema filmi olarak da uyarlanmış. Hatta sinema filmi, Venedik festivalinde büyük ödül kazanmış. 

Konu, Londra'da yaşayan, iyi kazanan, iki oğlu ve partneriyle birlikte "sıkıcı", "bezdirici tek düzelikte", "kendisini boğan" bir hayattansa sevgilisi ile "özgürlüğü" seçmeye karar vermiş hedonist adamın evi ve ailesini terk etme sürecini, hatta gününü anlatıyor. 

Yazının devamını, kitabı henüz okumamış olanları önermem. Okumanın heyecanını kaçıracağını düşünebilirsiniz. 

Eserin ilk sayfalarını, evliliğin tek düzeliği, eşlerin günlük koşuşturmadan birbirlerine vakit ayıramaması, o eski özeni yitirmelerinin yarattığı gerilimler olarak okuyorsunuz. Sayfalar ilerledikçe anlatıcının, ki evin babası oluyor kendileri, çocukların anneleriyle evli olmadığını, partneriyle birlikte olmaya başladığı günden bu yana sayısız kadın ile onu aldattığını, metres hayatı yaşadığı bir başka sevgilisinin de olduğunu, bu sevgilisinin -metresinin- başkalarıyla da birlikte olması gerektiğini savunduğunu, partnerinin de kendisini aldattığını -burada "aldatmak" kelimesini birisinin haberi dışında başka bir ilişki yaşamak anlamında kullanıyorum, kitapta da aldatmak olarak geçiyor- kısacası dilimizin bir deyimiyle "kimin eli kimin cebinde belli değil" denilebilecek bir ilişkiler yumağı olduğunu öğreniyoruz. 

Ben, eseri kapitalizmin insanı tatminsizliğe sürükleyen ve tüm değerleri yerle bir eden yapısına damardan bir eleştiri olarak okudum. Hedonizmin, zevk düşkünlüğünün dışında tutunacak dalı olmayan anlatıcının, çevresindeki kişilerin de farklı gibi görünseler de, aslında aynı "sapkınlık" içinde sürüklendiklerini düşündüm. Sapkınlık, benim tespitim. Yoksa, eserin anlatıcısı yaşadıklarını sorgulayıp kendisini itham etmiyor böyle bir şey ile. 

Kahramanın değerlerini en iyi özetleyen iki paragraflık alıntı ile bitireyim:

"... Savaş sonrasındaki ekonomik kriz sefaletiyle seksenlerin zalimliği arasında yaşamış, altmışların sonlarında isyancı büyüklerimizin kazandığı özgürlüğün mirasçısı, masum tüketici çocuklardık bizler. Serbest, üstün ve biraz tembelce bir eğitim aldık. Sonra beş yıl kadar işsizlik yardımı alarak, siyasi fikirlerimizi kibirle savunduk. Ardından da medyada çalışıp bir sürü para kazanmaya başladık. Ahlak da, din de pek umurumuzda değildi. Totemlerimiz müzik, sans ve fütursuzca düzüşmekti. Gelmiş geçmiş en bir nesil olmakla övünüyorduk. Hippiler gibi bizler de materyalizmi hor görüyorduk. Ama onlar kadar kaygısız değildik. Okulu bırakıp marangoz ve bahçıvan olduysak, işçi sınıfının deneyimlerini paylaşmak isteğimizdendi. Sert politikaları benimsemiş, samimi ve ahlaklı bir nesildik. Komünizmi savunan son nesildik. Arnavutluk'ta tatil yapan insanlar tanımıştım; plajları şahaneymiş. Bir tanışım, Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgal ettiği gün desteklemişti." s.47


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

IPTV World Forum ardından, gözlemler

Etkinliğin teknik değerlendirmesini önümüzdeki haftaya bıraktım gerçi. Ancak, haftaya kadar bekleyemeyenler için kısa kısa gözlemlerimi aktarayım. Ayrıntılı değerlendirmeler gelecek merak etmeyin... Türk Telekom, yaklaşık 5 yıl önce başladığı IPTV projesinde sona gelmiş. TTNet şirketi üzerinden IPTivibu (TTNet CEO'sunun sunumunda, ki konferansın tümü simultane tercüme falan yapılmadan sadece İngilizce'ydi, bu ismin İngilizce'de that is IPTV anlamına geldiğini söyleyince fark ettim IP tivi işte bu anlamında bir kısaltma olduğunu :) adlı hizmeti sunmaya 2 hafta önce başadıklarını duyurdular. Konferansta soft launch (yumuşak duyuru ?) olarak yapılan duyuru ile hizmetin başlatıldığı söylense bile henüz web sayfasında bu konuyla ilgili bilgilere ulaşılamıyor.  IPTivibu hizmeti için en az 8 MBit/saniye hızında TTNet internet aboneliği gerekiyormuş. Şimdilik 101 kanal, ki bunların içerisinde HD olanları da olacakmış. Etkileşimli hizmetler, flick uygulaması falan da sunula

IPTV World Forum Eastern Europe bu yıl İstanbul'da.

Konu ile ilgililerin merakla beklediği etkinlik ilk kez ülkemizde gerçekleştirilecek. Mövenpick Hotel, İstanbul'da 12-13 Ekim (yani haftaya salı-çarşamba) günlerinde toplam 9 oturumda önemli konuşmacıların yer alacağı IPTV World Forum Eastern Europe ile ilgili ayrıntıları web sayfasında bulabilirsiniz. Etkinliğe katılım ücretli. Ücretler epey yüksek. 5 Ekim'den önce kayıt yaptırmışsanız, ki bu iletiyi yazdığım tarih düşünülünce artık çok geç :), 1499 € ödemeniz gerekiyor. Bugün kayıt yaptırırsanız ise 1799 € ödeyeceksiniz. Ancak Free Operator Pass adlı bir seçeneğiniz daha var. Free Attendance For Service Providers olarak ayrıntılandırılan bu seçeneğin tam olarak kimleri kapsadığını çözemedim. Eğer IPTV hizmet sağlayıcılar kastediliyorsa Türk Telekom, TTNet, Superonline gibi şirket çalışanları kapsanmış oluyor. İşin doğrusu kendimi de o kategoriye sokup kayıt yaptırdım :) Ancak kaydımın geçerli sayılıp sayılmadığı belli değil henüz. Neyse, fırsat bulursanız önemli bir etkinlik

IPTV World Forum Eastern Europe etkinliğine katılacağım

Etkinliğe ilişkin bilgileri daha önce paylaşmıştım. Yarın, bir günlüğüne İstanbul'a giderek etkinliğin Salı günü olan bölümüne katılacağım. Benim açımdan bir çok ilke sahne olacak bu katılım. Kızlarımın doğumundan bu yana onlarsız ilk kez şehir dışına çıkıyor olacağım. İlk kez bu kadar uzun süre onlardan ayrı olacağım. İlk kez şehir dışındaki bir etkinliğe (mesleğim ve işim ile ilgili olmasına karşın) katılmak için tüm masraflarını cebimden karşılayıp, senelik izin kullanıyor olacağım. Neyseki katılım ücreti konusunda organizatörler kolaylık sağladılar. Ücretsiz katılım hakkı sundular.  Neyse, önemli olduğunu düşündüğüm bu etkinliğe ilişkin gözlemlerimi, bir gazeteci dikkati ile, not alıp blogumda paylaşacağım. O güne kadar sağlıcakla kalın...