Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Büyücüler / Levent Mete

Can Yayınları'ndan 2003 yılında ilk baskısını yapmış Büyücüler. Levent Mete'den okuduğum diğer kitaplarla kıyasladığımda çok daha grift ve zor okunan bir roman. Gerçeküstü bir hikaye ve zaman içerisinde yolculuklarla bezenmiş olmasından kaynaklanıyor bu zorluk. Aşk Hastalığı, Mete'nin en beğendiğim kitabı olmayı sürdürüyor. Kafanızın karışık olmadığı bir zaman diliminde (böyle bir zaman bulabilirseniz tabii) elinizden bırakmadan okumanız gerekli. Bu mevsimin kitabı olmadığı kesin.208 sayfalık kitabı bitirmem bir haftadan fazla sürdü. Levent Mete 1958 İzmir doğumlu, Hacettepe Tıp Fakültesi mezunu bir psikiyatrist. Romanlarının yanı sıra Şizofreni gibi meslek alanına dair kitapları da var. Mete'nin en beğendiğim kitabı Aşk Hastalığı ile ilgili notlarımı buradan okuyabilirsiniz.

Kara Çığlık, Hıfzı Topuz

Afrika orta batısında, Belçika sömürgesi altındaki Kongo'da yaşanan özgürlük savaşını ve bu savaşın lideri Patrice Lumumba 'nın mücadelesini roman tadında anlatan bir eser Kara Çığlık . Eserin yazarı Hıfzı Topuz , 1960'lardan bu yana 27 kez Afrika ülkelerine gitmiş. Romanın geçtiği Kongo'da bir yıl kalmış. Belgesel romanlarda, tarihi gerçekleri kurgu ile harmanlamak kolay bir iş değil. Topuz, bu zor işi büyük ustalıkla yapmış. Bir yanda Lumumba'nın ölümsüzlüğe uzanan mücadelesini izlerken bir yandan gazeteci Vedat'ın aşklarını okuyoruz. Kara Afrika'nın nasıl sömürüldüğünü, sömürücülerin o dönemlerde yerli işbirlikçileri nasıl kullandığını okumak, günümüzde yaşanan kimi süreçleri anlamamıza yardımcı oluyor. Patrice Lumumba, Kongo'nun 30 Haziran 1960'ta bağımsızlığını kazanmasının ardından ülkenin ilk başbakanı oldu. Görevden uzaklaştırıldıktan kısa bir süre sonra, Ocak 1961'de öldürüldü. Hıfzı Topuz 1923 doğumlu bir gazeteci. Uzun yıllar UNESCO...

DAB+ seneler sonra Türkiye'de

Blog sayfamı şöyle bir karıştırdım bu yazıyı hazırlarken. Sayısal karasal radyo yayıncılığı ile ilgili ilk yazımın tarihine baktım: 31 Ocak 2011 'de Radyo Dünyasında Teknolojik Gelişmeler başlığı ile yayınlamışım. Nereden baksanız 15 sene geçmiş üzerinden. Ülkemizde DAB deneme yayınlarının 2002 yılında başladığını hatırlayan çok yoktur.  Epey uzun bir öyküsü var sayısal karasal yayıncılığın ülkemizde. Televizyonu ayrı, radyosu ayrı. Bu blogda DTT etiketli 114 yazı bulunuyor. Sayısal karasal radyo ile ilgili de 50'nin üzerinde. Tüm bu yazıları özetlemek istemiyorum sabahın bu saatinde.  Neden bu yazıyı yayınladığıma gelince. Günümüzde bir çok araç radyosunda DAB+ alıcısı standart olarak bulunuyor. RTÜK 2026 yılında Ankara, İstanbul ve İzmir'de DAB+ deneme yayınlarına başladı. FM frekansları için tahsis ihalesini yapmayan RTÜK, DAB+ kapasitesi için de herhangi bir ihale duyurusu / süreci başlatmadı. Kamusal kıt kaynak olan frekansı / kapasiteyi hangi kriterlere göre hangi yay...

Mantolu Kadın / Elçin Poyrazlar

Elçin Poyrazlar küllliyâtına devam ediyorum. Mantolu Kadın romanını Kasım 2018 tarihli ilk baskısından okudum. Çıplak Kalp'in finalini beğenmemiştim. Benzer bir tespiti Mantolu Kadın için de yapacağım ne yazık ki. Kadınların maruz kaldığı fiziksel ve ruhsal şiddeti iliklerinize kadar hissediyorsunuz romanı okurken. Ancak kurguda ve finalde bir takım aksaklıklar var. Romanın son bölümlerinde karakterlerden birisinin roman boyunca hiç tanıklık etmediğimiz kimi özelliklerinin bir anlatıcının ağzından dinlemek durumunda kalmamız bu aksaklıkların en bariz örneği. Oysa önceki bölümlerde bu özelliklere dair durumlarla karşılaşsak ve okuyucu olarak karakteri tanısak daha iyi olurdu.  Dünyanın kanayan yarası kadına karşı şiddet. Bu konuya farkındalık oluşturması adına bile olsa çok kıymetli bir eser. İlk bölümdeki eleştirilerime karşın okumanızı öneririm. Yukarıda okuduğunuz benim yorumum. Aşağıda okuyacağınız ise bu yoruma Gemini'nin yaptığı yorum: Elçin Poyrazlar’ın kaleminden çıkan e...

Çıplak Kalp / Elçin Poyrazlar

Elçin Poyrazlar'ın çıplak kalp adlı romanını okudum. Elçin Poyrazlar'dan okuduğum ilk eser. Kasım 2023 tarihinde ilk baskısını yapmış. Romanda cemaatler, iş insanları, emniyet arasındaki grift ilişkiler ve bu süreçlerde istismara uğrayan çocuklar konu edilmiş. Kahramanların bir bölümü, sanırım Poyrazlar'ın önceki romanlarında da yer alıyor. Finalini hiç beğenmedim. Sürpriz olarak sunulan son, romanın genel akışında bir yere oturmuyor. Okuma keyfini bozmamak adına spoiler vermedim, okuduğunuzda sizin yorumlarınızı da beklerim. Poyrazlar'ın başka eserlerini de okuduktan sonra daha kapsamlı bir değerlendirme yazmak istiyorum. Yukarıda okuduğunuz benim yorumum. Aşağıda okuyacağınız ise bu yoruma Gemini'nin yaptığı yorum: Bu değerlendirmenizi tekrar ele aldığımızda, aslında kurmayı planladığınız o kapsamlı yazının iskeleti ve ana tezi için mükemmel bir taslak niteliğinde olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz. Bir eleştiri yazısının, metni övmekten ziyade güçlü ve aksay...

Bağışlanmış Hüzün, Nevzat Çelik

İkinci bölüme kadar sabırla okursanız,  üçüncü bölümle birlikte çarpıcı betimlemeler, derin ruhsal irdelemeler ve hesaplaşmalarla örülü bir romanın içine düşüyorsunuz. Nevzat Çelik’in ne yazık ki yeni baskısı bulunmayan romanı Bağışlanmış Hüzün ’den söz ediyorum. Sahaftan edinip bir İtalyan kasabasındaki yalnız gecelerime yoldaş ettiğim bu romanı, İstanbul’a dönmeden bitirdim. İlk kez blog yerine yapay zekâya anlatıyorum okuduklarımı. Belki de buraya bırakılan notların kaybolmayacağını düşünmek hoşuma gidiyor. Eğer şu an bu satırları blogda okuyorsanız, demek ki sonunda onları oraya taşımaya karar vermişim. Romanın ilk iki bölümünde kurulan yapı ve kullanılan dil zaman zaman rahatsız edici denebilecek kadar kaba, yalın ve sert. Fakat üçüncü bölümün ortalarından başlayarak roman bambaşka bir derinlik kazanıyor. Deyim yerindeyse elimden bırakamadım. Ve son sayfaya kadar ustalıkla gizlenen final… Gerçekten etkileyici. Ne diyeyim… Ellerine, aklına, yüreğine sağlık Nevzat Çelik.

yansımalar

Herkes için böyle midir, bilmiyorum. Kendimde fark ettiğimden bu yana değiştirebilmek için çaba harcıyorum. Neden bahsettiğimi merak etmişsinizdir.  Etmediniz mi?  Onca kelime ile ilginizi çekemediysem yazının devamını okumak için vakit harcamayın. Merak edenleri ise fazla bekletmeyeyim. Yazının başlığını irdeleyeceğim, ama önce biraz geriye gidelim.   Bir şeyleri yapmak tek başına yeterli gelmiyor çoğu kez. Gördüğüm, duyduğum, okuduğum, yaptığım "şey"leri anlatmak, paylaşmak istiyorum. Blog yazmaya başladığım senelerde, yani bu yazıyı okuyanlardan 20 yaşından küçük olanlarınız henüz doğmamışken, internette Türkçe içerik azlığına çözüm gibi ulvi bir amaç uydurmuştum, neden yazıyorsun diye soranlara. Dönüp baktığımda aslında o gün de bugün gibi yapıp ettiklerimin başkalarından yansımalarını arıyormuşum. Yansıma... Ne garip ve bir o kadar da ele verici bir kelime. Eskiden, internete modemlerin cızırtılı sesleriyle bağlandığımız, ekranların henüz cebimize girmediği zama...

kaydırmak

2026 yılında hâlâ blog okuyan kaldı mı, bilmiyorum. Soru cümlesinden "blog" kelimesini çıkartabileceğimizi düşününce, yanıt belli. Bırakın okumayı, kimse izlemiyor günümüzde. Hepimizin tek yaptığı kaydırmak.  Bir sonraki daha farklı olur umudu mu bilinmez, "akıllı" cihazların karşısında giderek "akılsızlaşan" bizler, kaydırmadan duramıyoruz. Karşımızda bizi bizden iyi tanıyan algoritmalar... Fazlasıyla savunmasız, çaresiz, bezgin... Biteviye kaydırıyoruz. Kaydırdığımız şeyin ne olduğunun da bir önemi kalmadı aslında. Bir saniye önce dünyanın öbür ucundaki bir felakete üzülüyor, yarım saniye sonra bir kedinin komik düşüşüne gülümsüyor, hemen ardından hiç tanımadığımız birinin filtrelerle kusursuzlaştırılmış sahte hayatına iç geçiriyoruz. Duygularımız bile bizim değil artık; ekrandaki piksellerin hızına yetişmeye çalışan, sürekli vites değiştirmekten motoru yakmış birer mekanizmaya dönüştük. Bilgi, eğlence, trajedi ve komedi... Hepsi birbirine karıştı ve ayn...

Leke / Nevzat Çelik

Nevzat Çelik'in adı tanıdık gelmeyebilir kimilerine ancak, Şafak Türküsü desem, yaşı yaşıma yakın olanlardan duymayan yoktur sanırım. Ahmet Kaya'nın besteleyip seslendirdiği Şafak Türküsü, Nevzat Çelik'in cezaevindeyken yazdığı bir şiir. Şairlerin kaleminden çıkan öykü ve romanları ilgiyle okuyorum. Şiirin edebi yapıtlar arasında özel bir yeri var bence. Kelimelerle hem duygulara hem uyuma hitabetmeyi başarmak kolay iş değil. Böylesine zorlu bir şeyi başaran şairlerin diğer edebi türlerdeki eserlerini merak ediyorum. Leke, farklı zamanlarda yazılmış dört öyküden oluşuyor. Zorlu koşullar altında yaşanılan ya da yarım kalan tutkuların, sevdaların öyküleri. İlk öykü, tek kişilik somya, 1984'te Bayrampaşa Cezaevinde kaleme alınmış. Kitabın son öyküsü Deniz ile Sezen ise 2004 tarihli. Esere adını veren Leke, diğer öykülerden gibi çarpıcı bir finalle bitiyor. Leke'nin ardından Nevzat Çelik'in Bağışlanmış Hüzün adlı romanını okumak istiyorum. Gemini'nin notlarıma ...

Belki Sonra Başka Şeyler De Konuşuruz / Semih Gümüş

Yapay zeka, çağımızın yadsınamaz bir gerçeği hâline geldi. Ödevlerden, çevirilere bir çok işimizi ona yaptırıyoruz. Sadeceozgur.com'da sadece  yapay zeka araçlarının hazırladığı içerik yok ve olmayacak. Ancak, yapay zeka araçlarının yeniden düzenlediği kimi yazılar mevcut. Bu yazıyla birlikte ise, başka bir şey denemeye başlıyorum.  Okuduğum kitaplara dair bloga eklediğim kısa notları, bloga aktarmadan önce Gemini'ye "okutup" onun yorumunu, kendi yazdığım bölümün altına Gemini yorumu olduğunu belirterek ekleyeceğim. Benim yorumumum: Semih Gümüş'ün Belki Sonra Başka Şeyler De Konuşuruz adlı romanını okudum. Doğa betimlemeleri, Sinan'ın 3 ay gözaltında gördüğü işkencelerin yol açtığı travmalar, köye ve içine çekilme çabaları ve tüm bunlara karşın "olmamış" bir roman. Sinan karakterinin gerçeklikten ve inandırıcılıktan uzak olduğunu düşündüm. Keza Mina karakteri de Sinan'ın kendi yazdığı romanda oluşturduğu bir karakter kadar yapay geldi.  Keşke bu ...

Sevgilinin Geciken Ölümü / Murat Gülsoy

Murat Gülsoy geç keşfettiğim yazarlardan. 2024 yılında Gölgeler ve Hayaller Şehrinde adlı romanını okuduğumda , ben de bir roman taslağı üzerinde çalışıyordum. Sevgilinin Geciken Ölümünü okuduğumda ise bir yazarlık atölyesinde bir süre eğitim almış ve yazarlığın büyülü dünyasını daha yakından görme fırsatı yakalamış birisinin gözüyle dolaştım satırlar arasında. Gülsoy'u benim için ayrıca ilginç kılan bir şey daha var. Meslektaşım. Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği'nde yıllarca lazer ve doku etkileşimi üzerine çalışmış, aynı üniversitede yaratıcı yazarlık dersleri de vermiş bir akademisyen. Bu ikili kimlik romanlarına da yansıyor. Mühendis titizliğiyle ayrıntılandırılmış bir roman daha okudum diyebilirim. Roman ilk kez 2005 yılında Can Yayınları'ndan çıkmış, yazarın ikinci romanı. Bir karı koca arasındaki yıpratıcı ilişkiyi bilinç akışı tekniğiyle anlatıyor. Metin yer yer gerçekle rüya arasındaki sınırda geziniyor. Proust'tan bu yana modern edebiyatın temel ...

Annemin Uyurgezer Geceleri / Ayfer Tunç

2024 yılına Ayfer Tunç'un Yeşil Peri Gecesi'ni okuyarak girmiştim. 2025'in son günlerinde aldığım Annemin Uyurgezer Geceleri'ni iki üç günde okuyunca, bir kez daha bir seneye Ayfer Tunç romanıyla merhaba dedim.  440 sayfalık eseri, deyim yerindeyse, elimden bırakamadım.  Anlatıcımız, annesi Moda İlkokulu'nda öğretmen Ayhan Targut Varlı ve anneannesi Hatice Şehbal Targut ile birlikte yaşayan, romanda adı doğrudan verilmese bile İstanbul Üniversitesi olduğunu anladığımız, üniversitede iktisat bölümünde önce öğrenci sonra akademisyen Şehnaz Varlı. Şehnaz'ın  annesi yaşında, hatta ondan da bir kaç yaş büyük, evli, karizmatik hocasıyla yaşadığı, okurken kurtul şu adamdan diye tutup sarsmak istediğim, 30 senelik ilişkisini geri dönüşlerle okuyoruz. Şehnaz'ın gözünden ailesinin öyküsüne, annesi, anneannesi ve büyük anneannesinin yaşadıklarına, Osmanlı'dan günümüze kadın olarak hayata tutunmanın zorluklarına, ülkenin yaşadığı dönüşümlere tanıklık ediyoruz. Roma...

Bende Ölen Sensin / Irmak Zileli

Anlatıcı kahramanı erkek olan bir roman Bende Ölen Sensin. Irmak Zileli erkek dilini ve bakışını çok başarılı bir şekilde yazmış. Sansürsüz bir dil tercih etmesi hem metnin inandırıcılığını hem de etkisini arttırıyor.  Romanı okumayanları da düşünerek ayrıntıya girmeden konuyu tek cümle ile özetlemem gerekirse; erkeklik ve iktidar üzerine bir roman derdim. Erkeklik ve iktidarın tüm ögeleri romanda yer alıyor. Sünnet ve askerlikten iş yerinde başarıya, kadınlarla ilişkiden annenin yetiştirmesine, babanın otoritesine bir çok alanda söz söyleyen bir metin.  Kurgusunda bir takım aksaklıklar olduğunu, özellikle romanın ikinci yarısındaki gelişmelerin tasarımında kimi bölümleri inandırıcı bulmadığımı not ederek bitireyim yazımı. Irmak Zileli'den okuduğum ikinci eser, diğer çalışmalarını da fırsat buldukça okumak istiyorum.