Ana içeriğe atla

Kayıtlar

kitap etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Hac / Paulo Coelho

Kurguyla Gerçek Arasında Bir Yolculuk Bugüne kadar hiç Paulo Coelho kitabı okumamıştım. Siz sormadan söyleyeyim: Evet, Simyacı hâlâ okunacaklar listemde. Ama ilk adımı, Hac ile attım. İlginçtir ki bu kitap, Simyacı ’nın da yazılmasına vesile olan gerçek bir hac yolculuğunu konu alıyor. Bu yolculuk, İspanya'da "El Camino de Santiago" yani Santiago Yolu olarak bilinen yüzlerce kilometrelik bir yürüyüş rotası boyunca geçiyor. Farklı yönlerden, farklı duraklardan başlayan ama aynı amaca çıkan bu rota, hem fiziksel hem de ruhsal bir yolculuk sunuyor. Kitabın arka kapağını okuduğumda aklıma Nermin Yıldırım ’ın Ev adlı romanı geldi. Orada da kahraman, Santiago yolunu farklı bir yönde yürüyordu. Coelho’nun Hac ’ı ile bu iki kitap arasında, hem benzerlik hem de yaklaşım farkı görmek mümkün. Kurgu mu, Anı mı? Kitabı okurken en çok düşündüren şeylerden biri şu oldu: Bu yaşananlar gerçekten oldu mu, yoksa metaforların içine mi gizlendiler? Roman, yer yer o kadar ...

Dorian Gray'in Portresi / Oscar Wilde

Dorian Gray'in Portresi : Bir Efsanenin Derinliklerine Yolculuk Oscar Wilde’ın en bilinen eserlerinden biri olan Dorian Gray'in Portresi ni, Remzi Kitabevi'nin 1968 tarihli ikinci baskısından okudum. Dilimize Ferhunde ve Orhan Şaik Gökyay tarafından çevrilen bu klasik roman, bazı yönlerden modern okurlar için eksiklikler taşıyor. Günümüzde yapılan çevirilerin daha titiz ve özenli olduğunu gözlemlemek mümkün. Bu baskıda, romanda geçen Fransızca bölümlerin çevirileri yapılmamış, oysa dipnotlar aracılığıyla bu ifadelerin Türkçesinin verilmesi yerinde olurdu. Ayrıca dizgideki bazı hatalar da dikkat çekiyor. Ancak, tahminimce, daha yeni baskılarda bu sorunlar giderilmiş olmalı. Alt Metinlerle Zenginleşen Bir Roman Dorian Gray'in Portresi , yüzeyde bir estetik roman gibi görünse de, derinliklerine indikçe alt metinlerle ve ince göndermelerle dolu bir yapı ortaya çıkıyor. Wilde, eserin her bölümünde okuruna çok katmanlı bir deneyim sunuyor. Tabii ki, bu metinleri bilm...

Psikopati / Saul Black

Psikopati : Klişelerle Dolu Bir Polisiye Roman Saul Black'in Psikopati adlı romanını okumak, beklediğimin çok dışında bir deneyim oldu. Polisiye romanları sevenler için bazı heyecanlı anlar sunabilse de, genel olarak oldukça klişe ve tahmin edilebilir bir yapıya sahipti. Kitap, tıpkı mısır patlağı gibi, okurken bir miktar eğlenceli, ancak sonrasında geriye pek bir şey bırakmayan bir tat bıraktı. Çeviri ve Dil: Mısır Patlağı Tadında Kitabın çevirisi, açıkçası beni pek memnun etmedi. Kullanılan dil, tıpkı bir Hollywood aksiyon filminden alınmış gibi, fazlasıyla sıradan ve klişelerle doluydu. "Kahretsin", "Aman Tanrım", "Kahrolası" gibi ifadeler, okuma deneyimini sığlaştıran unsurlardan biri oldu. Eğer daha derinlemesine bir okuma deneyimi bekliyorsanız, bu romanın dilinin sizi tatmin etmeyebileceğini söyleyebilirim. Ne yazık ki, dilin zenginliği ve akıcılığı bir polisiye romanı için çok önemli unsurlar ve bu kitap o anlamda eksik kalıyor. Kli...

Gece Yarısı Kütüphanesi, Matt Haig

Gece Yarısı Kütüphanesi: Karamsarlıktan Umuda Bir Yolculuk Son zamanlarda elimden bırakamadığım bir kitap oldu: Matt Haig 'in çok satan romanı Gece Yarısı Kütüphanesi . Türkçeye Kıvanç Güney çevirmiş, gayet başarılı bir çeviri olmuş. Kitabı bitirince “Keşke daha önce okusaydım,” dedim. Belki de tam zamanında denk geldi, kim bilir? Roman, oldukça karamsar bir başlangıç yapıyor. Ana karakterimiz hayattan tamamen ümidini kesmiş, dipsiz bir yalnızlık ve mutsuzluk içinde. Bu kısımları okurken ister istemez onun düşüncelerine hak vermek gibi bir noktaya geliyorsunuz. Ama burada küçük bir parantez açmak istiyorum: Lütfen bu düşüncelerin, depresyonun içindeki birinin hayata dair gözlemleri olduğunu unutmayın. Çünkü kitap ilerledikçe o karamsar hava dağılıyor ve çok farklı bir yere evriliyor. Gece Yarısı Kütüphanesi , aslında tam bir “acaba başka bir hayat mümkün müydü?” kitabı. Bir kütüphane hayal edin; raflar dolusu kitap... Her biri sizin farklı bir seçim yaptığınızda yaşayabile...

Ay ve Şenlik Ateşleri / Cesare Pavese

Ay ve Şenlik Ateşleri: Hüzünle Yoğrulmuş Bir Dönüş Hikâyesi Blogumda tam 20 yılda 428. kitap! Bu özel sıraya Cesare Pavese ’nin etkileyici romanı Ay ve Şenlik Ateşleri denk geldi. Kitabı, İtalyanca aslından Rekin Teksoy ’un özenli çevirisiyle, Can Yayınları ’ndan çıkan 2008 tarihli 3. baskısından okudum. Bir solukta değil belki ama, sindire sindire, zaman zaman durup düşündürerek geçti sayfalar. Romanı tek cümleyle özetle derseniz: “Hüzün ve çaresizliğin romanı.” İkinci Dünya Savaşı sonrası, İtalya'nın kuzeyindeki küçük bir kasabada geçiyor hikâye. Amerika’ya gidip zenginleşmiş ama içsel olarak hep eksik kalmış bir anlatıcının, doğduğu yere geri dönüp geçmişin hayaletleriyle yüzleşmesini okuyoruz. Göçmenlik, kimlik, aidiyet ve dönüş temaları öyle bir işlenmiş ki, insanın içini ince ince sızlatıyor. Gidip başka biri olsan da, aslında aynı kalıyorsun. Ama döndüğünde her şey başka… Ne tam bir yabancı, ne tam bir ev sahibi gibisin. Bu ikilik çok tanıdık, değil mi? Pavese...

Dünyaya Yeni Gelen Okurlar İçin / Barış Bıçakçı

Barış Bıçakçı'nın Son Novellası Üzerine: Ankara'da Geçen Hafif ve Derin Bir Hikâye Barış Bıçakçı’nın yeni novellasını bir çırpıda okuyup bitirdim ama etkisi hâlâ üzerimde. Kimi zaman birkaç cümlelik, kimi zaman sayfalara yayılan anılardan oluşan öykücükler… Ve bunların hepsini birbirine bağlayan çok özel bir kurgu. Kitabın tadını bozmamak için konusuna sadece hafifçe değinmek istiyorum. Halis Bey , emekli bir elektrik mühendisi. Ayşe ise peyzaj mimarı, aynı zamanda öykü kitabı yayımlanmış ve hayatını çevirilerle kazanan biri. Bir tercüme bürosunda yolları kesişiyor. Halis Bey, Ayşe'den kendi anılarını öyküleştirmesini istiyor – elbette bir ücret karşılığında. Novella, hem Halis Bey’in geçmişine dair anılar hem de Ayşe’nin bugünkü hayatı Ayşe’nin hayatına dair kısımlarda ülke gündemine ve toplumsal duruma dair küçük ama etkili göndermeler de var. Bu dokunuşlar metni güncel, gerçek ve tanıdık kılıyor. Her zamanki gibi Barış Bıçakçı’nın satır aralarında bolca A...

Genç Kızlar Labirentinin Esrarı / Eduardo Mendoza

Genç Kızlar Labirentinin Esrarı Üzerine: Bir Polisiye, Bir Mizah, Bir İspanya Portresi Öncelikle bu kitabı okumama vesile olan sevgili kızıma teşekkür ederek başlamak istiyorum. Onun önerisiyle, bir sahafta rastlayıp aldım Eduardo Mendoza ’nın 1990 yılında Remzi Kitabevi ’nden çıkan romanını. Türkçeye Fransızca üzerinden , Hüseyin Boysan tarafından çevrilmiş. Neden İspanyolcadan değil de Fransızcadan çevrilmiş, doğrusu merak ettim. Romanı okurken sık sık şöyle düşündüm: Keşke kitabın başına İspanya’nın yakın tarihini özetleyen kısa bir önsöz konulsaymış. Franco kimdir? 1936-1939 arasında yaşanan İspanya İç Savaşı neden çıktı? Kim kiminle savaştı? Bunları bilmeden de elbette kitap okunabiliyor ama Mendoza’nın ince mizahının ve ironik dilinin altını daha iyi kavrayabilmek için bu bilgiler çok işe yarardı diye düşünüyorum. Okurken aklıma sürekli Samuel Beckett’in "Murphy" adlı romanı geldi. Belki de “üslup” açısından… Ancak şunu da belirtmek gerek: Romanı Fransız...

Tehlikeli Şarkılar / Tuna Kiremitçi

Tehlikeli Şarkılar Üzerine: Tanıdık Bir Tarz, Tempolu Bir Polisiye Polisiye, severek okuduğum bir tür. Tuna Kiremitçi ise beğenerek takip ettiğim bir yazar. Sevdiğim türle, beğendiğim yazarı bir araya getiren Tehlikeli Şarkılar ’ı bir solukta okumam, belki de bu yüzden, kaçınılmazdı. Kitabın kapağında şu ifade dikkat çekiyor: “Bir Başkomiser Perihan Uygur Polisiyesi.” Tıpkı Ahmet Ümit’in Başkomiser Nevzat’ı ya da Emrah Serbes’in Behzat Ç.’si gibi, artık Tuna Kiremitçi’nin de Başkomiser Perihan’ı var. Ve bu kitap, Perihan Uygur’un –yanılmıyorsam– üçüncü macerası. Yazarlığının yanı sıra müzisyen kimliğiyle de tanıdığımız Kiremitçi, bu romanda müzik dünyasını anlatmanın rahatlığı içinde yazmış gibi. Hikâyenin geçtiği evren, onun iyi bildiği bir dünya. Bu da romana ayrı bir doğallık ve renk katıyor. Son zamanlarda yazarlarla yapılan söyleşi videoları izliyorum. Birinde şöyle diyordu, severek takip ettiğim bir yazar: "Romanımı bildiğim şeylerden yola çıkarak kurarım...

Gençliğin O Yakıcı Mevsimi / Erendiz Atasü

Gençliğin O Yakıcı Mevsimi: Parçalı, Yoğun ve Sorgulatıcı Bir Roman Erendiz Atasü’yü  uzun yıllardır Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazılarından tanıyorum. Bu kez, 1999 yılında yayımlanan romanı Gençliğin O Yakıcı Mevsimi ni okudum. Açık söyleyeyim, klasik anlatı örgüsü seven biriyseniz, bu kitap biraz sabır istiyor. Roman, düz bir zaman akışını takip etmiyor. Yer yer anlatıcı değişiyor, zaman sıçramaları oluyor. Hatta ilk bölümlerde biraz bocaladığımı itiraf etmeliyim. Ama bu yapı romanın temel tercihlerinden biri. Zaten anlatılanlar da öyle kolay sindirilecek şeyler değil. 1970’lerin politik atmosferi, gençlik mücadeleleri, kimlik arayışı, kadınlık halleri, içsel çatışmalar... Hepsi romanın içinde, yer yer çarpıcı, yer yer kırılgan biçimlerde karşımıza çıkıyor. Atasü, kolaycı çözümler sunmayan bir yazar. Okuru yormayı, düşündürmeyi tercih ediyor. Bu da her okurun ilgisini çekmeyebilir, ama derdi olan edebiyatı sevenler için güçlü bir yön. Okuma sürecinde bazı cümlelerin ...

Kadıköy Sevgilim / Ahmet Erol

“Kadıköy Sevgilim” – Ahmet Erol’un Eserinde Kayıp Zamanlar 2024’ün ilk ayında bitirdiğim beşinci romanım oldu “Kadıköy Sevgilim” . Ahmet Erol’dan okuduğum ilk eser. 2004 yılından beri bitirdiğim neredeyse tüm kitaplarla ilgili notlarımı blogumda paylaşıyorum, ancak bu romanla ilgili yazıp yazmamak konusunda çok kararsız kaldım. Günler süren gidip gelmelerin sonunda, işte karşınızda bu yazı! Kitap Hakkında Genel Bilgiler Epsilon Yayınları tarafından Haziran 2021’de yayımlanan ve 195 sayfalık bu eser, okuyucusuna içeriğin tamamen hayal ürünü olduğunu belirten bir notla başlıyor. İçerik hakkında detaylara girmeden önce, size birkaç bilgi vereyim. Ömrümün önemli bir kısmını Ankara’da, bir yılını ise Paris’te geçirmiş birisi olarak, Gençlik Parkı’ndaki havuza göl denildiğine ilk kez tanıklık ettiğimi, Ankara Adliyesi’nin yapımının 1978’de başladığını ve Paris’in merkezine 45-50 dakika mesafede balıkçı köyü olmadığını eklemek istiyorum. Bu bilgilerin romanla ne ilgisi olduğunu ...

Gölgeler ve Hayaller Şehrinde / Murat Gülsoy

Gülsoy'un Eserlerini Okumakta Geç Kalmışım: "Gölgeler ve Hayaller Şehrinde" Gülsoy'un eserlerini okumakta geç kalmışım. Gölgeler ve Hayaller Şehrinde adlı roman, Can Yayınları tarafından 2014 yılında basılmış. Ben ise Nisan 2022 tarihli 7. baskısını okudum. Birçok açıdan beni çok etkiledi Murat Gülsoy'un romanı. İyi yazılmış eserleri okuyunca, roman taslağımın üzerinde çalışmak zorlaşıyor. İstanbul: Doğu ve Batının Kesişim Noktası İstanbul, doğu ve batının kesişme noktası. Şehirde yaşayanlar da iki kültürün çatışmasıyla hem beslenmiş hem de öğütülmüş. Roman, arka planda ikinci meşrutiyetin ilanı sonrası İstanbul'u anlatırken baba-oğul ilişkisi, doğu-batı çatışması, din-bilim-agostizm ve yaşamın amacı gibi, tek bir doğru yanıtı olmayan sorular üzerinde düşündürüyor. Gerçek ve Kurgu Arasındaki İnce Çizgi Gerçek kişilerle kurmaca karakterler o kadar başarıyla harmanlanmış ki, kurgu zannettiğim karakterin gerçek, gerçek sandığım ismin ise kurgu o...

Kırmızı Azap / Ayfer Tunç

Ayfer Tunç külliyatını okumaya devam ediyorum ve bu sefer romanlarının ardından ilk kez bir öykü kitabı okuma fırsatım oldu: Kırmızı Azap . Farklı senelerde yazılmış dokuz öyküden oluşan bu kitap, her bir öyküsüyle derin bir etki bıraktı. En Sevdiğim Öykü: Kırmızı Azap Kitabın adını taşıyan "Kırmızı Azap" öyküsü, beni en çok etkileyen ve en sevdiğim öykü oldu. Bu öykü, yazılmamış eserlerin potansiyel kahramanlarının, yazarın beyin kıvrımlarındaki macerasını anlatıyor. Ayfer Tunç, öyküde karakter yaratma sürecini ustaca ele almış ve okuyucuya yazarın içsel dünyasına dair derin bir bakış sunmuş. Kederin Hakimiyeti: Karakterlerin Derin Dünyası Kitap boyunca hissettiğim en yoğun duygu, karakterlerin içsel kederleri oldu. Anlattıkları olaylar, yaşadıkları hayal kırıklıkları ve kullanılan dil, her sayfada bu kederi hissettirdi. Tunç’un öykülerindeki dilin gücü, okuyucuyu derinden etkiliyor ve kederin farklı yüzlerini gösteriyor. Kırmızı Azap , 2014 yılında ilk bas...

Osman / Ayfer Tunç

Ayfer Tunç'un Üçlemesinin Sonu: Osman Kapak Kızı ile başlayıp Yeşil Peri Gecesi ile devam eden üçlemenin son kitabı olan Osman 'ı da okudum. Üç kitabı da mahallemizdeki belediye kütüphanesinden ödünç almıştım. İstanbul'un güzelliklerinden bir tanesi de kütüphaneler. Hele kitap fiyatlarının bu kadar yükseldiği günümüzde, okumayı sevenler için vazgeçilmezler. Ayfer Tunç'tan okuduğum dördüncü roman, Osman oldu. Bu, aynı zamanda en kolay okunanıydı. İlk romanın görünmeyen kahramanı, kapak kızı Şebnem'in kocasının hayatını anlatıyor bu kez Ayfer Tunç. 1992 yılında Kapak Kızı yayınlandığında üçleme olacağı belli miydi, merak ettim. Yeşil Peri Gecesi 'nde bu kez adı hiç geçmese de Şebnem'in hikâyesini, onun kendi bakış açısıyla okumuştuk. 2010 yılında ilk baskısını yapan bu kitabın ardından, Osman 'ı okudum. Farklı Anlatıcılar ve Osman'ın Hayatı Osman , farklı anlatıcıların bakış açılarından olayları aktardığı, her anlatıcının özelliklerin...

Yeşil Peri Gecesi / Ayfer Tunç

2024 senesinin tüm dünyaya barış getirmesini diliyorum, ben diledim diye savaşların bitmeyeceğini bilsem de. Ayfer Tunç'tan okuduğum üçüncü roman Yeşil Peri Gecesi . Kapak Kızı adlı roman ile başlayan üçlemenin ikinci kitabı. Kapak Kızı 'nı okumadan Yeşil Peri Gecesi 'ni okursanız, iki roman arasındaki ilginç bağlantıları, ustaca yapılmış göndermeleri fark edememiş olursunuz. Edebi keyif için sırayı bozmamamızı öneririm. Ayfer Tunç külliyatı İstanbul'daki belediye kütüphanelerinde bulunabiliyor, kitap fiyatlarının bu kadar arttığı - gelirlerin düştüğü günümüzde, iyi ki var kütüphaneler. Romanın Yapısı ve Anlatım Tarzı Tek anlatıcı, az diyalog, yavaş tempo ve zaman içerisinde gidip gelmelerle gelişen bir roman. Romanın ilk sayfalarında anladığımız, kahramanın hayatını değiştirecek "son" ve bu sona yol açan tüm ömür, anlatıcının gözünden seriliyor okuyucunun önüne. Tunç'un romanında, temponun yer yer çok düştüğünü düşündüm. Sonra, romanı okuma...

İmparator / Erol Toy

Sanayi, Sermaye ve Bir Roman: Fehmi Çok’un Hikâyesi Senelerdir okumayı ertelediğim bir romanı, İmparator 'u nihayet bitirdim. Erol Toy’un kaleme aldığı ve Fehmi Çok’un hikâyesini anlatan bu roman, evimizin kütüphanesinde hep bir köşede duruyordu aslında. Ancak taşınmalar, şehir değişiklikleri derken o kopyayı bulmak yerine, mahalle kütüphanesinden Doğu Kitabevi 'nin 3. baskısını ödünç almak daha kolay geldi. Roman, 1920 yılında, Büyük Millet Meclisi’nin açılmasından hemen öncesiyle başlayıp, 1971 muhtırasına kadar geçen tam 51 yılı kapsıyor. Bu yarım asırlık dönemi, sanayici Fehmi Çok’un gözünden izliyoruz. Erol Toy, yerli sermayenin nasıl biriktiğini, konuya yabancı okurun da anlayacağı biçimde basitleştirerek aktarmış. Bu, romanı öğretici kılsa da kimi bölümlerde teknik ayrıntılar ağırlık kazanmış. Siyasetle iç içe geçmiş sanayi dünyası, roman boyunca gözler önünde. Ülkenin büyük iş insanlarının, daha fazla kâr uğruna siyaseti nasıl şekillendirdiği a...

Kapak Kızı / Ayfer Tunç

Ayfer Tunç ile Başlayan Yıl 2023 senesinin başlarında, henüz emekli olmamışken TRT Spor rejisinde çalışan bir kitapsever arkadaşımın önerisiyle Dünya Ağrısı adlı romanı okumuş ve derinden etkilenmiştim. Ayfer Tunç'u bu kadar geç fark etmiş olmak açıkçası biraz içimi burktu. Ama geç olsun, güç olmasın diyerek seneyi Ayfer Tunç romanlarıyla kapatmaya karar verdim. Bu uzun ve belki de gereksiz sayılabilecek girizgâhın ardından gelelim Kapak Kızı adlı romana. İlk baskısı 1992 yılında Simavi Yayınları tarafından yapılmış. Ben, Ekim 2022 tarihli Can Yayınları baskısı olan 22. baskısını okudum. Roman, yazarın 2004’te gerçekleştirdiği kapsamlı bir revizyondan geçmiş ve bu versiyona yazarın bir notu da eklenmiş. Kitap, bu haliyle toplam 261 sayfa. Karlı Bir Günde, Dolu Bir Roman Hikâye, yemekli vagonlarda sigara içmenin serbest olduğu, içki servisinin yapıldığı zamanlarda geçiyor. Karlı bir günde Ankara’dan İstanbul’a giden bir trende, erotik bir derginin kapağındak...

Murtaza / Orhan Kemal

Cumhuriyet'in ilk seneleri, henüz çok partili sisteme geçilmemiş. Ebedi Şef İsmet Paşa'nın liderliğinde CHP'nin tek parti iktidarının son seneleri yaşanıyor. Trakya göçmeni, Balkan Savaşı sırasında şehit düşen Hasan dayısının kanını taşımanın gururu ve onun gibi zabit olamamanın hüznünü bir arada yaşayan Bekçi Murtaza'nın yaşam mücadelesini anlatıyor Murtaza adlı romanında Orhan Kemal, asıl adıyla Mehmet Raşit Öğütçü.  Geçenlerde Cihangir'de bir arkadaşım ile görüşmeden dönerken Orhan Kemal müzesinin önünde buldum kendimi. Defalarca önünden geçmiş ancak hep bir yerlere yetişme telaşından, gezme fırsatı bulamamıştım. Orhan Kemal'i oğlu Işık Öğütçü tarafından kurulan ve ayakta tutulan bir özel müze, Orhan Kemal Müzesi. Kadir Has Üniversitesi'nde çalıştığım günlerde Cibali'nin arka sokaklarında Orhan Kemal Sokağı'nı ve yazarın bir dönem yaşadığı evi görmüştüm. Müzenin görevlisinin verdiği bilgilere göre Cibali'deki ev, yazarın ailesi ile birlikte ki...

Çinçin Sahnesi / Yıldırım Şimşek

Ankara'da yaşadığımız dönemde Ankara Sanat Tiyatrosu'nda bir çok oyunda sahnede izlediğimiz, bugünlerde ise Aile dizisinde rol alan Yıldırım Şimşek'in anılarından oluşan Çinçin Sahnesi adlı eserini, bir solukta okudum.  Dorlion Yayınları'ndan Aralık 2022'de çıkmış kitap. Çıktığı günlerde sipariş vereyim diye düşünmüştüm ancak araya emeklilik, yeni işler, yeni kurulacak işler girince unuttum. Kısmet bugünlereymiş. İki bölümden oluşuyor kitap. İlk bölüm Yıldırım Abi'nin çocukluk ve gençlik yıllarına ait. Çalışkanlar Mahallesi, Çinçin, Aydınlıkevler, Siteler bölgelerinde geçiyor.  Sevgili Yıldırım Abi, babamın kuzeni.  Babamın dayılarının çoğunun yaşadığı Çinçin'e onları ziyaret etmek için gittiğimiz günleri hatırladım, anıları okurken. Biz Tuzluçayır'da oturuyorduk. Birbirine fiziksel olarak pek yakın sayılmayacak iki kenar mahallenin paylaştığı yoksulluk ve yoksunluk aynıydı. Anılarda geçen konuşmaları şive ile yazmasını çok beğendim. Satırları okurken kâ...

Koku / Patrick Süskind

Uzun yıllardır kütüphanede bana bakan, hep okumak istediğim ancak bir nedenle sıra gelmeyen kitaplardan birisiydi Koku. Patrick Süskind adlı Alman yazarın dünyaca ünlü romanını Tevfik Turan'ın çevirisinden okudum. Eserin, Can Yayınları'nın 1993 yılında çıkan 6. baskısıydı.  Yazar Alman, ancak roman Fransa'da geçiyor.  Jean-Baptiste Grenouille adlı kahramanın  1700'lerin ortalarında Paris'te başlayıp Fransa'nın güneyinde süren ve sonu gene Paris'te biten sıradışı hayatını anlatıyor. Romanı okuma keyfinizi yok etmemek adına ipuçları vermemeye çalışarak hazırladım bu yazıyı. Gönül rahatlığı ile okuyabilirsiniz. 1700'lerin ortaları Avrupa ve dünyanın tarihine damga vuracak bir takım gelişmelerin yaşandığı seneler. Fransa'da yaşanacak devrime yol açtığı da düşünülen savaşlar, açlık, sefalet romanın arka planını oluşturuyor. Son derece ayrıntılı betimlemeler var romanda. Sanki Süskind 1985 yılında yazmamış romanı, 1800'lerde Paris'te yaşayan biri k...

Saatleri Ayarlama Enstitüsü / Ahmet Hamdi Tanpınar

Geç Kaldığım Bir Tanpınar Romanı Okumakta geç kaldığım romanlardan birini daha, nihayet bitirdim. Saatleri Ayarlama Enstitüsü , Ahmet Hamdi Tanpınar’dan okuduğum ilk eser oldu. Yazarın mutlaka okumam gerektiğini düşündüğüm başka eserleri de var listemde. Ben, Dergâh Yayınları 'ndan çıkan Eylül 2000 tarihli yedinci baskıyı okudum. Romanın ilk baskısı 1962’de yapılmış. Ancak eserin okuyucuyla ilk buluşması, 1954 yılında Yeni İstanbul Gazetesi 'nde tefrika olarak yayımlanmasıyla olmuş. Okuduğum baskıda, kısa bir yayınevi sunuşunun ardından dört bölümden oluşan romana yer verilmişti. Ayrıca kitabın sonunda Berna Moran ’ın (Birikim Dergisi, 1978), Mustafa Kutlu ’nun (Yönelişler, 1983) ve Beşir Ayvazoğlu ’nun (Töre, 1985) bu roman üzerine yazdığı makaleler sıralanmış. Bu yazıları okumak, eserde gözümden kaçan bazı incelikleri fark etmemi sağladı. Hayri İrdal ve Zamanın Kırılganlığı Saatleri Ayarlama Enstitüsü , farklı katmanlara sahip bir roman. İs...

geçen ay en çok okunan 10 yazı

Göksu Restaurant

Özellikle öğlen saatlerinde Kızılay, Sakarya civarında düzgün yemek yiyeceğiniz bir yer arıyorsanız en doğru seçim Göksu Restaurant olacaktır. Meşhur Otlangaç'ın karşısına denk düşen mekan, hızlı ve özenli servisi, lezzetli ve fahiş olmayan fiyatları ile bölge insanlarının gönlünde çoktan taht kurmuş. Öğle saatlerindeki kalabalığa karşın hızlı ve özenli servisin sırrı yeterli sayıda personel çalıştırmak olsa gerek. Yemeklerinde etsiz çeşitlerinin az oluşu dışında kusuru yok denebilir. Akşam servisini hiç denemedim, ancak akşamları Sakarya'ya gidenlere fazla hitabetmeyebilir. Afiyet olsun. GÖKSU RESTAURANT Bayındır Sokak No: 22 / A Kızılay - ANKARA tel 312 431 47 27 - 431 22 19

Göksu Restaurant Nenehatun şubesi açıldı

ve beklenen gerçekleşti...Ankara'nın Sakarya caddesine açılan Bayındır sokakta yer alan Göksu, gönüllere taht kurdu. Gerek servisi, gerek yemeklerin lezzeti vazgeçilmezler arasına girdi. Mekanın Kızılay'ın göbeğindeki Sakarya caddesinde olması, kimilerini üzüyordu. Özellikle Kızılay'a hiç inmeyenler, kalabalığı sevmeyenler yukarılarda bir Göksu hayali kuruyordu. Uzun sürdü inşaat. Nenehatun caddesi ile Tahran caddesinin kesiştiği köşede yer alan binanın inşaatının neden bu kadar sürdüğünü pek anlamamıştım, düne kadar. Dışarıdan 4-5 kat görünen bina toplamda 10 katlıymış. Üstte 3 kat içkili restaurant (ki bu bölüm henüz açılmamış), girişte bekleme salonu ve bar-kütüphane, girişin altında işkembe ve kebapçı (ki bu bölüm hizmet vermeye başladı), işkembecinin altı tam kat mutfakmış, onun altında garaj-çamaşırhane ve en altta iki kat konferans salonu olarak düzenlenmiş öğrendiğime göre. İlk ziyaretime ait fotografları (binanın dıştan çekilmiş bir görüntüsü ve iştah açıcı) beğe...

Yabancı dil öğrenmek üzerine: DuoLingo deneyimimim

kızımın çizgileri Ülkemizin kanayan yaralarından birisidir sanırım, yabancı dil öğrenmek. Onlarca kurs, yüzlerce kitap, saatlerce ders ve sonuç: anlayan (en azından anladığını düşünen) ve konuşamayan kişiler... Bir yerlerde bir sorun olduğu kesin, ama nerede? Farklı zamanlarda, 3 kez Fransızca kursuna gittim. İlk seferin ardından, aslında bir temel bilgim olmasına karşın, her seferinde en baştan başladım, hiç bilmiyormuşum gibi. Ne yazık ki kurslarda öğrendiklerim kalıcı olamadı. Şimdilerde, 70 gündür, her sabah DuoLingo ile çalışıyorum. Ücretsiz ve arada çıkan reklamlarla devam eden sürümünü kullanıyorum. Eminim farklı online dil kursları da vardır. Online platformda, kurslarda olmayan ne var diye düşününce bir kaç şey tespit ettim. Belki sizlerin de işine yarar diye paylaşıyorum: Yabancı dil öğrenmek, sürekli ve kesintisiz tekrar gerektiren bir süreç. Kurslar, sadece haftanın belli günleri, bir kaç saat için ve çoğunlukla, günün en yorgun olunan akşamlarında oluyor. ...

Eski Maltepe pazarı eski yerinde yakında bizlerle...

Ankaralılar bilir, kot pantolondan araba teybine, ara musluğundan kuruyemişe ne ararsan bulabildiğin hem de uygun fiyata bulabildiğin bir pazar var(dı): Maltepe camisinin üst tarafından pazartesi dışında (o gün semt pazarı kurulurdu) her gün hizmet veren seyyar paravanlarla ayrılmış küçük dükkancıkların oluşturduğu bir pazardı. Bu pazarın bulunduğu araziye bir alışveriş merkezi yapıldı. Ankara'nın en ilginç mimarisine sahip olduğunu düşündüğüm Malltepe Park, eski pazar esnafının ahını almıştı. Sopalarla dövüle dövüle pazar yerinden atılan esnafın tutan ahı, Malltepe Park'ı iflas noktasına getirdi. Market, dükkanlar derken hayalet alış veriş merkezine dönüştü Malltepe Park. Sonunda alış veriş merkezi yönetimi eski (kendi deyimleriyle tarihi) maltepe pazarını Malltepe Park'ın içine taşımaya karar vermiş.  Bugünlerde hummalı bir çalışma sürüyor Malltepe Park'ta. Dükkanlar alçıpanla küçük dükkancıklara bölünüyor. Öğrendiğime göre şimdiden 70'ten fazla pazar esnafı taş...

Klasik televizyonlar ne zaman biter?

Yayıncılık dünyasında uzun süredir büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Bu dönüşüm üzerine 2013 ve 2018 yıllarında görüşlerimi paylaşmış, klasik televizyon yayıncılığının giderek sönümleneceğini ve dijital platformların baskın hale geleceğini öngörmüştüm. Bugün, 2025'e geldiğimizde bu öngörümün büyük ölçüde gerçekleştiğini söylemek mümkün. Ancak bazı detaylar hâlâ dikkat çekici bir dengeyi sürdürüyor. Yeni Neslin Tercihi Belli: Platformlar ve YouTube Artık genç izleyicilerin büyük çoğunluğu içerik tüketiminde Netflix, Disney+, Amazon Prime  gibi dijital platformları ve YouTube 'u tercih ediyor. İçeriğe istedikleri zaman, istedikleri cihazdan ulaşabiliyor olmak bu tercihin temelinde yatıyor. Lineer yayın akışına bağımlı olmak, gençler için oldukça uzak bir kavram haline geldi. Ama Klasik TV Hâlâ Burada Buna rağmen, 50 yaş üstü izleyici kitlesi için klasik televizyon hâlâ önemli bir yer tutuyor. Alışkanlıklar, haber ve canlı yayınlar gibi içerikler, bu grubun televizy...

Hac / Paulo Coelho

Kurguyla Gerçek Arasında Bir Yolculuk Bugüne kadar hiç Paulo Coelho kitabı okumamıştım. Siz sormadan söyleyeyim: Evet, Simyacı hâlâ okunacaklar listemde. Ama ilk adımı, Hac ile attım. İlginçtir ki bu kitap, Simyacı ’nın da yazılmasına vesile olan gerçek bir hac yolculuğunu konu alıyor. Bu yolculuk, İspanya'da "El Camino de Santiago" yani Santiago Yolu olarak bilinen yüzlerce kilometrelik bir yürüyüş rotası boyunca geçiyor. Farklı yönlerden, farklı duraklardan başlayan ama aynı amaca çıkan bu rota, hem fiziksel hem de ruhsal bir yolculuk sunuyor. Kitabın arka kapağını okuduğumda aklıma Nermin Yıldırım ’ın Ev adlı romanı geldi. Orada da kahraman, Santiago yolunu farklı bir yönde yürüyordu. Coelho’nun Hac ’ı ile bu iki kitap arasında, hem benzerlik hem de yaklaşım farkı görmek mümkün. Kurgu mu, Anı mı? Kitabı okurken en çok düşündüren şeylerden biri şu oldu: Bu yaşananlar gerçekten oldu mu, yoksa metaforların içine mi gizlendiler? Roman, yer yer o kadar ...

Trabzonspor U19 takımının başarısı üzerine

Bu yazıyı hazırladığım 2 Nisan 2025 günü itibariyle Trabzonspor A takımı, Süper Lig'de 27 maçta 9'ar galibiyet - mağlubiyet ve beraberlik ile 36 puan toplayarak 10. sırada yer alıyor. Trabzonspor U 19 takımı ise U 19 Elit A Ligi'nde 26 maçta 18 galibiyet, 5 beraberlik ve 3 mağlubiyet ile 59 puan toplayarak, lider Galatasaray'ın iki puan gerisinde ikinci sırada. Bu arada Trabzonspor U 19 takımının üç maç eksiği olduğunu ekleyeyim. Bu eksik üç maçını da kazanırsa 7 puan farkla lider olması mümkün.  UEFA Gençlik Ligi'nde yarı finale çıkan ve bu yolda İtalya'dan Juventus, Atalanta ve Inter'i eleyen takımımız, kupaya doğru emin adımlarla ilerliyor.  Trabzonspor Fatih Sultan Tekke yönetiminde U 19'daki gençleri A takıma dahil etme stratejisini uygularsa uzun süreli başarının gelmesi işten bile değil.  Gençleri bir kez daha kutluyorum. Kupayı ülkemize getireceklerine yürekten inanıyorum. 

Rangers - Fenerbahçe maçı 90 dakika sonu

İkinci yarıya çok daha istekli başladı Fenerbahçe. İkinci gol için rakip kaleye yüklenirken yaptığı ataklar özellikle sol kanatta Kostiç'in yaptığı ortalara dayanıyordu. 60 ile 65. dakikalar arasında Rangers beraberlik golüne çok yaklaşsa da savunma ve kaleci İrfan Can'ın gününde olması umutlarımızı sürdürmeye yetti.  İkinci gol, sağ kanattan gelişen atak sonucu geldi. İkinci golün ardından J ose Mourinho'nun yaptığı değişiklikler ile çok daha baskılı bir futbol ortaya koyduk. Üçüncü gole çok yaklaştığımız ataklar olsa da ne yazık ki şutlar kaleyi bulmadı.  Rangers'ın arada bulduğu net fırsatlarda ise İrfan Can başarılıydı.  Şimdi uzatmalarda ve belki de penaltı atışlarında belirlenecek tur atlayan takım. Uzun zamandır izlediğim en heyecanlı ikinci yarı olduğunu ekleyerek notlarımı sonlandırayım.  Sonuç ne olursa olsun, 3-1'lik ilk maçı çevirmeyi başardı Fenerbahçe. Tebrikler, umarım turu geçen taraf olmayı da başarırlar. 

Yirmi Yıl Sonra Gelen Misafir

Kuşlar, horozlar, eşekler hepsi kendi dilinde güneşi selamlarken, biraz daha uyuyabilsem diye uğraşmak boşunaydı.  Haydi kalk bakalım, diyor hepsi. Güneş doğdu, gün başladı. Yapılacak onca iş seni bekliyor. Misafirin de gelecek, hem de. Gözlerimi ovuşturarak doğruldum yer yatağından, serin sabah havası yüzüme hafifçe çarpıyordu. Çaydanlığın içinden yükselen buhar sesini duyunca mutfağa yöneldim. Annem erkenden kalkmış, sobayı da yakmış, her şey hazır gibiydi. Misafirin kim olduğunu hâlâ söylememişti ama yüzündeki gizemli gülümseme merakımı daha da artırıyordu. Bahçeye çıkıp tavuklara yem verirken aklım hep o yaklaşan misafirdeydi. Evin küçüğü olsam da benim de yapmak zorunda olduğum şeyler vardı. Tavukların yemlenmesi sabah rutinim arasında. Yemlerini verdikten sonra yumurta var mı kontrolü de bende. Abim ve ablam gibi okula gitmiyorum henüz. Misafir kaçta gelecek acaba? Saat sekizi biraz geçiyordu, uzaklardan tozlu bir araba sesi gelmeye başladı. Yokuştan çıkan eski model minibüsü...

Yaylapınar (Sinekçiler) Köyü Nazilli tatili

Yazılacaklar birikti, bu gidişler birikmeye devam edecek. Üst üste gelince seyahatler, okunanlar, teknik gelişmeler böyle oluyor. Yavaş düzgündür, düzgün ise hızlı deyip başlayayım bir yerinden.  Geçtiğimiz haftanın 6 gecesini, Aydın'ın Nazilli ilçesinin, eski adıyla Sinekçiler, Yaylapınar köyünde geçirdik. Ne ben, ne de eşim Nazilli'li. Oralarda yaşayan akrabamız da yok. Peki nasıl oldu da bir köyde kaldık 6 gece. Pınar Kaftancıoğlu sayesinde. Kendisini büyük şehirlerde, özellikle İstanbul'da, yaşayan çocuk sahipleri tanıyacaktır. Ayşe Arman'ın söyleşisinden sonra tanıyanlar ve alış veriş yapanların sayısında ciddi artış olmuş. Siz tanımayanlardansanız İpek Hanım'ın Çiftliği'nin web sayfasına bakmanızı ve yazının geri kalanını sonra okumanızı öneririm.  Kaftancıoğlu, bana kalırsa ülkemiz için uygulanabilir bir kalkınma modeli oluşturmuş. Ülkemiz, her ne kadar son dönemlerde ihmal edilmiş olsa bile, bir tarım ülkesi. Tarıma elverişli topraklara ...