Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2005 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

"Ayın Karanlık Yüzü", Film

Biket İlhan'ın yönetmenliğini, eşi Metin Belgin'in senaryosunu yazdığı ve oyuncu olarak yer aldığı yapımı izlemeden önce umutluydum. Gökçeada benim de sevdiğim değişik bir yer. Öncelikle "ada", dört yanı denizlerle çevrili. Hem ana karaya en uzak adamız olması hem de eksik olmayan rüzgarı nedeniyle ulaşımı, özellikle kış aylarında, sık sık kesintiye uğramakta. Filmin konusu da ilginç: Kaçak mahkumlar, onlara yardım eden kafayı ölen kocası ile bozmuş adalıların tacizine uğrayan genç güzel kadın. Ama gelin görün ki ne Sanem Çelik'in, özellikle filmin sonlarındaki sahnelerdeki, performansı ne de Gökçeada'nın atmosferi, ki onun da başarılı kullanıldığı söylenemez, filmi kurtarmaya yetmemiş. Birden fazla suçlu karakteri aynı film içerisinde yoğurmak kolay bir iş değil. Film, bunu başaramıyor. Özellikle tetikçi karakteri neredeyse hiç işlenmemiş. Banka hortumcusu ile tarihi eser kaçakçısının diyalogları inandırıcılıktan uzak. Bir de film ile ilgili okuduğum tanıtım ...

"İhtilalin Süvarisi", Nesrin Turhan

Kitap , yakın tarihimizi yalnızca ders kitaplarından öğrenen benim gibileri için bulumaz bir kaynak. 1960 yılını, 27 Mayıs'ta yapılan ihtilal ve ardından gelen idamlardan ibaret sanırdım. Bir solukta okuduğum roman, yer yer mahkeme tutanaklarına yer yer anılara dayanılarak yazılmış. Nesrin Turhan zor işini başarıyla bitirmiş. Albay Talat Aydemir'in mahkemede yaptığı son konuşmanın günümüz için de geçerli görünmesi, romanın en düşündürücü yanıydı. Binbaşı Fethi Gürcan'ın karizması ve "görev adamı" özellikleri oldukça etkileyiciydi. Roman ile ilgili çok daha fazla yorum yapmak isterdim. Ancak bu yorumları yapabilmem için o dönemi tüm yönleri ile öğrenmem gerektiğini düşünüyorum. Ülkemizin içinde bulunduğu durumu anlayabilmemiz için geçmişini, özellikle yakın geçmişini, iyi öğrenmemiz gerekiyor. Nesrin Turhan'a ve kitabın yazılmasında emeği geçen herkese teşekkürler...

"Gerçek Kurbanın Acısı", Tiyatro

Ankara Ekin Tiyatrosu'nda izlediğimiz oyun, gerek kurgusu gerekse oyuncuların başarılı performansları ile etkileyiciydi. Ülkede yaşanan darbe sonrası idam edilen sol görüşlü bir gencin sevgilisinin yazdığı senaryonun filme çekilişininin anlatıldığı tek perdelik oyunda müziğin hemen hemen hiç kullanılmamış olması, yaratılan boğucu atmosferi destekliyor. Günümüz insanının o dönemleri anlayamıyor oluşuna vurgu yapılıyor. Bu durumun nedeni olarak da dönemi yaşayanların, anılarını paylaşmamış olmaları gösteriliyor. Ayrıca geride kalanların çektiği büyük acı, tüm çıplaklığı ile izleyiciye sunuluyor. Oyunu izlerken bir kez daha idam cezasının kaldırılmış olmasının ne kadar isabetli bir karar olduğunu anladım. Ankara Ekin Tiyatrosu'nun bir dönem içine düştüğü ekonomik zorlukları atlatmış olduğunu diliyorum.

Hayatın Bunaltıcı Yüzü (3)

Yazı dizisine devam ediyorum. İlk yazıda sorunları ortaya koyduktan sonra ikincisinde önerileri sunmuştum. Bu yazıda önerilere devam edeceğim. Unutanlar için hatırlatayım: Esnek mesai diye özetlenebilecek bir çalışma düzeninde insanların daha mutlu olabileceğini düşünüyorum. Esnek mesai uygulaması başarılı oldukça esneklik düzeyi arttırılabilir. Örneğin neden herkes, hemen hemen herkes, sadece Pazartesi-Cuma arası çalışıyor. Haftasonu tüm alış veriş merkezleri, eğlence yerleri, piknik alanları dolu oluyor. Hava güzel olduğunda Tigem'de (Ankara'nın kısıtlı açık hava alanlarından) hafta sonu yer bulunmazken hafta içi sinek avlanıyor. Tüm bunlar, insanların büyük çoğunluğunun aynı günler çalışıp aynı günler tatil yapıyor olmasından kaynaklanıyor. Bu düzen elbetteki çeşitli ihtiyaçlardan doğmuştur. Firmaların, işletmelerin birbirleri ile iş yapabilmeleri için kimin ne zaman çalışıyor olduğunu bilmeleri gerekir. Bankaya pazar günü gittiğinizde kapalı olduğunu bilirsiniz. Salı günü i...

"Atları da Vururlar", Tiyatro

Oyunla ilgili görüşlerimi yazmadan önce Devlet Tiyatroları'nın Akün Sahnesi ile ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Akün Sineması tiyatro sahnesi olarak düzenlendikten sonra izlediğimiz ilk oyun Benerci Kendini Niçin Öldürdü idi. Bu oyun sergilenirken, öyle sanıyorum ki zamansızlıktan, seyircilerin oturacakları koltuklar, salonun genel durumu içler acısıydı. Geçen hafta sonu salona geldiğimde ise oldukça farklı bir salonla karşılaştım. Her şey yenilenmiş, büyük, konforlu, başkente yakışır bir salon olmuş Akün sahnesi. Eleştirilerim ise havalandırmanın iyi çalışmaması ve salonun girişindeki spotların çokluğu. Girişteki ışıklandırma hem fazla elektrik tüketimine neden olur hem de ortamı ısıtır. Oyuna gelince, 1929 büyük bunalımından sonra Amerika'da halkın, içine düştüğü yoksulluk ve sefalet, yatacak yer karşılığı her şeyi yapmaya hazır hale gelişleri tüm çıplaklığı ile ortaya konulmuş. Canlı müzik, şarkılar oyuna renk katmış. Ancak özellikle ilk perdesi fazla uzun. Oyuncul...

Hayatın Bunaltıcı Yüzü (2)

3 hafta kadar önce bu serinin ilkini yazmıştım. Aslında daha kısa bir süre sonra ikincisini yazmayı planlıyordum ama araya hep başka işler girdi. Kısmet bugüneymiş. İlk yazıda sabit mesainin sıkıcılığından, kişiye ait zamanın kısalığından dertlenmiş ve devam yazılarında bu işin nasıl daha katlanılabilir olabileceğinden bahsetmiştim. Bu yazıda ve izleyenlerde bunu yapmaya çalışacağım. Öncelikle hemen belirteyim var olan düzeni veri kabul edip önerilerde bulunacağım. Düzen değişikliği içermeyen öneriler olacak yaptıklarım. Aksi durumda çok farklı seçenekler sunulabilir. Neyse. İlk önerim sabit mesainin olabildiğince esnetilmesi. Aslında bu öneri yeni bir buluş değil. Kimi ülkelerde kimi sektörlerde yıllardır uygulanıyor. Sistem şöyle işleyecek: Normal mesai (9-18 ya da 8.30-17.30 gibi) çalışanlar gün içerisinde 10-15 arası iş yerinde olmak zorunda olacaklar her zaman olduğu gibi. Haftalık toplam mesai süresi aynı kalacak. Hafta içi 07-21 arası istediği saatler çalışarak haftalık toplam m...