Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Çarpana / Ümit Kaftancıoğlu

2004 kasımından bu yana sürdürdüğüm blogumda 200. kitabın notlarını kaydetmenin mutluluğunu yaşıyorum. Sayı 200'e yaklaşınca, acaba hangi kitap 200. olacak diye merak etmiştim. Yeni keşfettiğim, Aksoy pasajındaki bir sahafta bulup satın aldığım Kaftancıoğlu'nun 1975 yılında Remzi Kitabevi tarafından basılan hikaye kitabını. 205 sayfalık kitap 15 öyküden oluşuyor.  Çoğunlukla Ardahan ve köylerinde geçen yoksulluk ve yoksunluk konulu öyküler var.  Aradan geçen onca yıla karşın doğunun köylerinde durumun çok değişmediğini bilmek insanı umutsuzlaştırıyor. Kaftancıoğlu, Almanya'ya gitmenin köylerde yarattığı dönüşümü iki öyküsünde işlemiş. Birisinde mezhepsel farkların, diğerinde ahlak anlayışının Almanya'ya gitmek (para olarak da okuyabilirsiniz) nasıl dağıldığını çarpıcı bir dille anlatmış.  İnternette kısa bir araştırmayla kitabın baskısının tükendiğini gördüm. 1980'li yıllarda terörist bir saldırı ile öldürülen bu değerli aydının yapıtlarının yeni baskılarını ...

Çin'in Uzun Yürüyüşü / Mustafa Balbay

Cumhuriyet Kitapları'ndan Ağustos 2002'de ilk baskısını yapmış gezinceleme türünde bir kitap var bu kez blogda. Gezmeyi çoğu insan sever. Balbay da çoğunluk arasında. Ancak her gezen bir olmuyor. Kimi alış veriş yapıp döner, kimi her gördüğünü fotograflayıp sonrasında dönüp çektiklerine bile bakmaz. Balbay ise planlı programlı geziyor ve gezdiklerini kitaplar yoluyla kalıcı eserlere dönüştürüyor. Bir yazısında gideceği yerleri uzun süreler öncesinde kararlaştırdığını ve öncelikle ziyaret etmeyi düşündüğü coğrafyayı anlatan kitapları araştırdığını okumuştum. Çin'in Uzun Yürüyüşü adlı eserin sadece gezi kitabı olmayıp aynı zamanda inceleme türünü de içermesinin nedeni bu. Kitapta yeri geldikçe okuduklarından alıntılar yapılmış. Çin'e birden fazla kez gitmiş Balbay. Gazeteci olmanın olanaklarından birisi bu sanırım. İşinin bir parçası da gezmek. Kitabın bel kemiğini ise Çin Devleti'ne haber vererek, onların ayarladığı resmi görüşmelerle zenginleşmiş özel bir ziyaret...

Bir Gün, Gece / Mine G. Kırıkkanat

Gene bir sahaf gezisi sırasında görüp aldığım bir kitap var bugün. Mine G. Kırıkkanat'tan okuduğum ilk kitap. Bugün 17 Ağustos 1999 depreminin yıl dönümü sayılabilir. Depremin olduğu gün Ankara'da, bir ay önce yaşadığım kişisel depremin yaralarını sarmakla meşguldüm. 17 Ağustos depremi sonrası yaşananların hastane kısmına yakın tanıklık ettim. Ağır kırığı olanların bir bölümü Ankara'ya sevk edilmişti. Onların acı içerisinde inlemelerini dinledim ameliyat olmayı beklerken.  Herkes için zor günlerdi.  Peki 1999 sonrası İstanbul'da neler oldu, neler yapıldı. Geçenlerde gazetelere yansıyan, hatta bugün gazetelerin birinde manşet yapılan bir habere göre acil durumlarda çadır kurulması için ayırılan alan imara açılmış. Deprem durumunda kim nerede toplanacak kaçımız biliyoruz? Bir zamanlar acil durum konteynerları vardı. Onlar ne alemde? Hala duruyorlar mı yerlerinde? İstanbul'da yaşamadığım için bu soruları öğrenmek amacıyla yazdım. Olmadıklarını bildiğim için değil...

Havariler (1972-1983) / Gün Zileli

Benim gibi Gün Zileli ismini duyunca aklına ilk olarak Ümit Zileli geliyorsa, siz de muhtemelen 80 öncesini hatırlamayacak bir tarihte doğmuşsunuzdur. 1980 öncesi Doğu Perinçek'in başkanlığını yaptığı Türkiye İşçi Köylü Partisi'nin iki numarası Gün Zileli'nin anlattıkları bugünleri daha iyi anlamak açısından değerli. Anı kitaplarını okumayı seviyorum. Bu yüzden epey anı kitabı okudum. Özellikle 1970-80 arası Türkiye'sini anlatan anılar daha çok ilgimi çekiyor. İleride bu günlere dair anılar yazıldığında, sanki bugünleri yaşamamış gibi, merakla okuyacağım sanırım.  Zileli'nin bu kitabı, anılar kitapları zincirinin bir halkası aslında. 500 sayfanın üzerindeki Havariler'de ideolojik çözümlemeler kadar özel hayatlara ait ayrıntılar da içeriyor. İşin doğrusu anı kitaplarında, hele böylesi bir dönemi anlatan anı kitaplarında, özel hayatlara ait ayrıntıların yer almaması gerektiğini düşünüyorum. Zileli, o dönem yaptığı ve bugün hatalı olduğunu düşündüğü tespitlerini...

Tıp Bu Değil / Editör İlknur Arslanoğlu

Geçmiş yıllara kıyasla doktora daha kolay ulaşıyorum. Daha gün ışımadan, babamın kalkıp randevu için sıraya girdiğini hatırlarım. O günlere kıyasla şimdi doktora çok daha kolay ulaşıyorum. Sevk kağıdımız vardı mesela. Hastaneye gidebilmek için sevk yaptırmamız gerekirdi. Şimdi o da yok. Sağlık karnemiz vardı. İlaçlar ona yazılırdı. Şimdi karne de kalktı. Peki tüm bu gelişmeler sonucu daha sağlıklı bir birey mi oldum? Özelleşen hastanelerde konulan tanılara güvenebiliyor muyum? Yaptırdığım testlerin sonuçlarından emin olabiliyor muyum? Hastaneye başvurduğumda yaptırmam istenen tetkiklerin kaç tanesi gerçekten gerekli? Sağlık sistemi böyle devam edebilir mi? Özellikle son soru kafamı kurcalayıp duruyordu uzunca bir süredir. İlknur Arslanoğlu'nun editörlüğünde onüç yazarlı Tıp Bu Değil'i okuyunca sorularımda haksız olmadığımı gördüm. Mesele bir iktidarı eleştirmek, bir başkasını olumlamak değil. Söz konusu olan sağlık olunca mesele iktidarlar üstü olmalı. Eğer konulan teşhis, i...

1 Kasım'da Ankara'da sayısal karasal yayın başlar mı?

Başlıktaki soruya yanıt vermeden bir durum tespiti yapmak gerekiyor. Sorunun yanıtı, bu tespit ile ortaya çıkacak. Durum tespitini maddeler halinde yapacağım: DVB-T2 alıcılarının yaygınlığı: 2013 model televizyonlar ile bu ihtiyaç büyük ölçüde karşılanıyor. Samsung'un ardından Sony'nin 2013 modellerinde dahili DVB-T2 alıcı var. Yayınların başlamasıyla birlikte, hatta belki başlangıç tarihinin yaklaşmasıyla dahili DVB-T2 alıcılı televizyon modelleri çoğalacaktır. Ayrıca DVB-T2 alıcılı kutular, USB alıcıları gibi alternatifler de gelecektir. Devlet, kutu fiyatlarında destekleme yaparsa yaygınlaşması çok daha hızlı olacaktır.  Medya hizmet sağlayıcıların hazırlığı: Aslına bakarsanız, 6112 sayılı kanunda medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar olarak adlandırılan, bildiğimiz adıyla televizyon kanallarının sayısal karasal televizyon yayıncılığı için yapacakları pek fazla işlem kalmadı. Bu yayın içerisinde yer almak isteyenler düzenlenen multipleks kapasitesi tahsisi ihalesine katıl...

Bitmeyen Yolculuk Oğuzhan Müftüoğlu Kitabı / Adnan Bostancıoğlu

1970 - 1980 arasındaki 10 yılllık dönem içerisinde iki askeri müdahale geçirmiş bir ülkeyiz. Birisi muhtıra, birisi darbe şeklinde gerçekleşen bu iki müdahalenin etkilerini bugün de yaşadığımızı düşünüyorum. Yaşadığım ülke ve dünyaya dair dertlerim var. Daha iyi nasıl olabilir sorusunun yanıtını araken, geçmişte nelerin yaşandığını bilmek yararlı oluyor. Oğuzhan Müftüoğlu, bu 10 yıllık dönemin merkezindeki bir isim. Onun baktığı noktadan yaşananları öğrenmek isteyenler için Bitmeyen Yolculuk iyi bir kaynak. Dönemi anlatan başka anı kitapları da okudum. Halen okumakta olduğum Gün Zileli'nin anıları da gene aynı döneme ilişkin bir başka tanıklık. Bu yazıda ve döneme tanıklık eden diğer anı kitaplarıyla ilgili yazılarımda yaşananlara, anlatılanlara ilişkin yorum yapmayacağım. Her olayı tarihsel koşullarıyla değerlendirmek gerektiğine inananlardanım. Bugünden durup, yaşananların sonuçlarını bilerek yorum yapmak kolay, ancak yanlış. Kendi adıma çabaladığım, o günlerde yaşananları oku...

Küçükkuyu'nun büyük lezzetleri: Yengeç, Alp Balıkçılık, bAŞKa bar, Baykuş Bar, Ballım dondurma, Bebeğim

Daha önce Tarçın Börek ile ilgili yazmıştım. O yazıyı okuduktan sonra Tarçın'ı ziyaret ettiyseniz Yengeç'i de gördünüz demektir. Yengeç, Tarçın ile sırt sırta. Atatürk heykelinin bulunduğu meydanda. Sahilde de masaları olan bir kafe - restaurant. Mezeler ve balığın yaı sıra ızgaraların da sunulduğu bu keyifli mekanda canlı müzik yok. Daha çok "hafif batı müziği" ve "Türkçe sözlü hafif müzik" çalınıyor. TRT radyolarının dinleyicileri bu iki ifadeyi hatırlayacaktır.  Bayram nedeniyle tarihi doluluğa sahip Küçükkuyu sahilinde başka güzel mekanlar da var elbette. Bebeğim adlı balık ızgara ve kızartma yapan tezgah, Alp balıkçılık, bAŞKa bar, Baykuş Bar ve adlarını hatırlamadığım çay bahçeleri ve unutmadan Ballım dondurma.  Hayatın iki ucunda yaşayanların birinci tercihi Küçükkuyu. Yaşamda tecrübelilerle, amatörler bir arada. Amatörler, tecrübelilerin torunları oluyor genellikle. Ara yaşlardakiler büyük kentlerde para kazanmak için çabalayıp dururken çocuklar...

Sınırda Bir Ülke / Emil Tode

Sadece, Sadeceokumak adlı yeni bloguma yazdığım ilk kitap notu uzaklardan, kuzeyden bir ülkenin genç bir yazarının ilk romanı: Sınırda Bir Ülke. Emil Tode'nin bu ilk romanı Estonya Ulusal Kitap Ödülü'nü kazanmış. İletişim yayınlarından ilk baskısını 1999 yılında yapan roman, ne yazık ki pek ilgi görmemiş. Bu yıldan beri yeni baskısı yapılmayan kitabı sahafta arayıp buldum.  Özellikle bu romanı aramamın nedeni var elbette. Eğer herşey planlandığı gibi gelişirse, 20 Ağustos'ta Estonya'nın başkenti Tallinn'e gitmiş olacağım. Hayatımda ilk kez bu kadar kuzeyde bir ülkeye gitmiş olacağım ve gene ilk kez yurt dışında bir etkinlikte sunum yapacağım. Estonya ile ilgili kitaplar okumaya gayret ederken karşılaştım Sınırda Bir Ülke ile. Gideceğim yer, Türk turistlerce çok tercih edilmeyen bir ülke olmayınca, gezi rehberi tarzı kitap bulamadım.  Gelelim romana. 160 sayfalık kısa roman, anlatıcı kahramanın Angelo adlı belki hayali belki gerçek arkadaşına yazdığı ve büyük o...