Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Büyücüler / Levent Mete

Can Yayınları'ndan 2003 yılında ilk baskısını yapmış Büyücüler. Levent Mete'den okuduğum diğer kitaplarla kıyasladığımda çok daha grift ve zor okunan bir roman. Gerçeküstü bir hikaye ve zaman içerisinde yolculuklarla bezenmiş olmasından kaynaklanıyor bu zorluk. Aşk Hastalığı, Mete'nin en beğendiğim kitabı olmayı sürdürüyor. Kafanızın karışık olmadığı bir zaman diliminde (böyle bir zaman bulabilirseniz tabii) elinizden bırakmadan okumanız gerekli. Bu mevsimin kitabı olmadığı kesin.208 sayfalık kitabı bitirmem bir haftadan fazla sürdü. Levent Mete 1958 İzmir doğumlu, Hacettepe Tıp Fakültesi mezunu bir psikiyatrist. Romanlarının yanı sıra Şizofreni gibi meslek alanına dair kitapları da var. Mete'nin en beğendiğim kitabı Aşk Hastalığı ile ilgili notlarımı buradan okuyabilirsiniz.
En son yayınlar

Kara Çığlık, Hıfzı Topuz

Afrika orta batısında, Belçika sömürgesi altındaki Kongo'da yaşanan özgürlük savaşını ve bu savaşın lideri Patrice Lumumba 'nın mücadelesini roman tadında anlatan bir eser Kara Çığlık . Eserin yazarı Hıfzı Topuz , 1960'lardan bu yana 27 kez Afrika ülkelerine gitmiş. Romanın geçtiği Kongo'da bir yıl kalmış. Belgesel romanlarda, tarihi gerçekleri kurgu ile harmanlamak kolay bir iş değil. Topuz, bu zor işi büyük ustalıkla yapmış. Bir yanda Lumumba'nın ölümsüzlüğe uzanan mücadelesini izlerken bir yandan gazeteci Vedat'ın aşklarını okuyoruz. Kara Afrika'nın nasıl sömürüldüğünü, sömürücülerin o dönemlerde yerli işbirlikçileri nasıl kullandığını okumak, günümüzde yaşanan kimi süreçleri anlamamıza yardımcı oluyor. Patrice Lumumba, Kongo'nun 30 Haziran 1960'ta bağımsızlığını kazanmasının ardından ülkenin ilk başbakanı oldu. Görevden uzaklaştırıldıktan kısa bir süre sonra, Ocak 1961'de öldürüldü. Hıfzı Topuz 1923 doğumlu bir gazeteci. Uzun yıllar UNESCO...

DAB+ seneler sonra Türkiye'de

Blog sayfamı şöyle bir karıştırdım bu yazıyı hazırlarken. Sayısal karasal radyo yayıncılığı ile ilgili ilk yazımın tarihine baktım: 31 Ocak 2011 'de Radyo Dünyasında Teknolojik Gelişmeler başlığı ile yayınlamışım. Nereden baksanız 15 sene geçmiş üzerinden. Ülkemizde DAB deneme yayınlarının 2002 yılında başladığını hatırlayan çok yoktur.  Epey uzun bir öyküsü var sayısal karasal yayıncılığın ülkemizde. Televizyonu ayrı, radyosu ayrı. Bu blogda DTT etiketli 114 yazı bulunuyor. Sayısal karasal radyo ile ilgili de 50'nin üzerinde. Tüm bu yazıları özetlemek istemiyorum sabahın bu saatinde.  Neden bu yazıyı yayınladığıma gelince. Günümüzde bir çok araç radyosunda DAB+ alıcısı standart olarak bulunuyor. RTÜK 2026 yılında Ankara, İstanbul ve İzmir'de DAB+ deneme yayınlarına başladı. FM frekansları için tahsis ihalesini yapmayan RTÜK, DAB+ kapasitesi için de herhangi bir ihale duyurusu / süreci başlatmadı. Kamusal kıt kaynak olan frekansı / kapasiteyi hangi kriterlere göre hangi yay...

Mantolu Kadın / Elçin Poyrazlar

Elçin Poyrazlar küllliyâtına devam ediyorum. Mantolu Kadın romanını Kasım 2018 tarihli ilk baskısından okudum. Çıplak Kalp'in finalini beğenmemiştim. Benzer bir tespiti Mantolu Kadın için de yapacağım ne yazık ki. Kadınların maruz kaldığı fiziksel ve ruhsal şiddeti iliklerinize kadar hissediyorsunuz romanı okurken. Ancak kurguda ve finalde bir takım aksaklıklar var. Romanın son bölümlerinde karakterlerden birisinin roman boyunca hiç tanıklık etmediğimiz kimi özelliklerinin bir anlatıcının ağzından dinlemek durumunda kalmamız bu aksaklıkların en bariz örneği. Oysa önceki bölümlerde bu özelliklere dair durumlarla karşılaşsak ve okuyucu olarak karakteri tanısak daha iyi olurdu.  Dünyanın kanayan yarası kadına karşı şiddet. Bu konuya farkındalık oluşturması adına bile olsa çok kıymetli bir eser. İlk bölümdeki eleştirilerime karşın okumanızı öneririm. Yukarıda okuduğunuz benim yorumum. Aşağıda okuyacağınız ise bu yoruma Gemini'nin yaptığı yorum: Elçin Poyrazlar’ın kaleminden çıkan e...

Çıplak Kalp / Elçin Poyrazlar

Elçin Poyrazlar'ın çıplak kalp adlı romanını okudum. Elçin Poyrazlar'dan okuduğum ilk eser. Kasım 2023 tarihinde ilk baskısını yapmış. Romanda cemaatler, iş insanları, emniyet arasındaki grift ilişkiler ve bu süreçlerde istismara uğrayan çocuklar konu edilmiş. Kahramanların bir bölümü, sanırım Poyrazlar'ın önceki romanlarında da yer alıyor. Finalini hiç beğenmedim. Sürpriz olarak sunulan son, romanın genel akışında bir yere oturmuyor. Okuma keyfini bozmamak adına spoiler vermedim, okuduğunuzda sizin yorumlarınızı da beklerim. Poyrazlar'ın başka eserlerini de okuduktan sonra daha kapsamlı bir değerlendirme yazmak istiyorum. Yukarıda okuduğunuz benim yorumum. Aşağıda okuyacağınız ise bu yoruma Gemini'nin yaptığı yorum: Bu değerlendirmenizi tekrar ele aldığımızda, aslında kurmayı planladığınız o kapsamlı yazının iskeleti ve ana tezi için mükemmel bir taslak niteliğinde olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz. Bir eleştiri yazısının, metni övmekten ziyade güçlü ve aksay...

Bağışlanmış Hüzün, Nevzat Çelik

İkinci bölüme kadar sabırla okursanız,  üçüncü bölümle birlikte çarpıcı betimlemeler, derin ruhsal irdelemeler ve hesaplaşmalarla örülü bir romanın içine düşüyorsunuz. Nevzat Çelik’in ne yazık ki yeni baskısı bulunmayan romanı Bağışlanmış Hüzün ’den söz ediyorum. Sahaftan edinip bir İtalyan kasabasındaki yalnız gecelerime yoldaş ettiğim bu romanı, İstanbul’a dönmeden bitirdim. İlk kez blog yerine yapay zekâya anlatıyorum okuduklarımı. Belki de buraya bırakılan notların kaybolmayacağını düşünmek hoşuma gidiyor. Eğer şu an bu satırları blogda okuyorsanız, demek ki sonunda onları oraya taşımaya karar vermişim. Romanın ilk iki bölümünde kurulan yapı ve kullanılan dil zaman zaman rahatsız edici denebilecek kadar kaba, yalın ve sert. Fakat üçüncü bölümün ortalarından başlayarak roman bambaşka bir derinlik kazanıyor. Deyim yerindeyse elimden bırakamadım. Ve son sayfaya kadar ustalıkla gizlenen final… Gerçekten etkileyici. Ne diyeyim… Ellerine, aklına, yüreğine sağlık Nevzat Çelik.

yansımalar

Herkes için böyle midir, bilmiyorum. Kendimde fark ettiğimden bu yana değiştirebilmek için çaba harcıyorum. Neden bahsettiğimi merak etmişsinizdir.  Etmediniz mi?  Onca kelime ile ilginizi çekemediysem yazının devamını okumak için vakit harcamayın. Merak edenleri ise fazla bekletmeyeyim. Yazının başlığını irdeleyeceğim, ama önce biraz geriye gidelim.   Bir şeyleri yapmak tek başına yeterli gelmiyor çoğu kez. Gördüğüm, duyduğum, okuduğum, yaptığım "şey"leri anlatmak, paylaşmak istiyorum. Blog yazmaya başladığım senelerde, yani bu yazıyı okuyanlardan 20 yaşından küçük olanlarınız henüz doğmamışken, internette Türkçe içerik azlığına çözüm gibi ulvi bir amaç uydurmuştum, neden yazıyorsun diye soranlara. Dönüp baktığımda aslında o gün de bugün gibi yapıp ettiklerimin başkalarından yansımalarını arıyormuşum. Yansıma... Ne garip ve bir o kadar da ele verici bir kelime. Eskiden, internete modemlerin cızırtılı sesleriyle bağlandığımız, ekranların henüz cebimize girmediği zama...