Ana içeriğe atla

Ücretli TV yayını olur mu?

Soru, son derece anlamsız aslında. Yanıtı tek kelimelik sorulardan: ELBETTE. Ancak bir küçük koşul var, müşterisini bulabilirseniz....
Bir tweet olsa, yukarıdaki paragraf yeterli olur. Madem konu üzerine blog yazısı hazırlıyorum, o zaman biraz daha ayrıntılandırayım yazımı. 
Radyo ve televizyon yayıncılığı, "kamuyu yönlendirme", "halkı bilinçlendirme" gibi ulvî amaçları bir kenara koyarsak bir "iş"tir. Radyo ve televizyon yayıncısı şirketler, temelde, kâr elde etmek amacıyla kurulur, ülkemiz özelinde, kurulmalıdır diye düzeltmek gerekli sanki. Neyse, konunun o boyutunu bir başka yazıya bırakarak devam edeyim. 
Kâr elde etmenin yolu bellidir. Tıpkı kilo vermenin formülü gibi, girdilerin çıktılarla ilişkisinden ibarettir. Yani, masraflar çıktıktan sonra cepte para kalmalıdır. Konuştuğumuz bir lokanta olsa, yemek için alınan malzemelere ödenen para, dükkân kirası, vergi ve diğer yasal yükümlülükler, personel maaşları giderler kalemini; yemek satışı karşılığı alınan para ise gelirleri oluşturur. Eğer satışlardan elde edilen gelir, giderlerden fazla ise iş devam eder. Lokantada net olan bu hesap, söz konusu medya olunca biraz kafa karıştırıyor.
Klasik medya yayıncıları, "yayın saati"nin bir bölümünü, ki ülkemizde bu "bölüm" 6112 sayılı yasa ve ilgili yönetmeliklerle çok ayrıntılı olarak tanımlanmıştır, reklâm verenlere "kiralar". Bu kira süresi boyunca, reklâm yaptıran şirket, kendi hazırlattığı içeriği yayınlar. Karşılığında, reklâmı yayınlayan kuruluşa "kira" öder. İşte, klasik medya yayıncısının tek geliri bu kiradan ibarettir aslında. Peki bu kira neye göre belirlenir? Paragraflar ilerledikçe model çok daha iyi anlaşılacak, o yüzden biraz sabır rica ediyorum. 
Medyadaki reklâm saatlerini, caddelerdeki reklâm panolarına benzetebiliriz. Bilirsiniz, kimi işlek caddelerde kimisi ara sokaklarda, kimi meydanlarda farklı boyutlarda panolar bulunur. Her panoyu "gören" kişi sayısı aynı değildir elbette. Bu yüzden her panonun kira bedeli de farklıdır. Medya kuruluşlarının reklâm tarifelerini buna benzetebiliriz. Çok izlenen bir kanalın çok izlenen bir programının tarifesi yüksek olur. Kanalı çok izlenen yapabilmek için yapılabilecekler ve bunun sonuçları ise takip eden paragrafta.
Bir önceki paragrafta medya yayıncısının "gelir" bölümünü anlatmaya gayret ettim. Geliri yükseltebilmenin yolu kanalı çok izlenir kılmaktır. Bu ise, gider kalemlerini arttırır. Medya yayıncısı, 7x24 yayınları, farklı içeriklerle doldurur. 6112 sayılı yasa, bu içeriklerin belirlenmesinde bir takım kriterler tanımlamıştır. Bu kriterlere uygun olarak hazırlanan içeriklerin izleyicide ne kadar karşılık bulacağına dair tahminler yapılsa bile, son sözü izleyici söyler. Peki nedir bu içerikler?? Kanal "tematik" değilse, yani müzik/çocuk/spor/haber/belgesel... kanalı değilse, içerikleri ikiye ayırabiliriz: Canlı yayınlar ve bant kayıtları. Yazı uzadıkça uzuyor farkındayım :)
Canlı yayınlar, maçlar/konserler/haberler/mitingler... Çoğunlukla kanalın içeriğin oluşturulmasında dahli bulunmayan yayınlardır. Bir şekilde "yayın hakkı sahibi" olarak içeriği yayınlar. Bant kayıtları ise diziler, filmler ve diğer önceden kaydedilmiş prodüksiyonlardır. Ülkemizde ve dünyada da genel anlamda, "prime time" olarak adlandırılan zaman dilimi "serial" denilen "dizi"lerle doldurulur. Bu dizilere ödenen para, medya yayıncısı için en büyük gider kalemlerinden birisidir. Diğer gider kalemleri çoğunlukla sabit giderlerden ibarettir aslında: Uydu kirası, yasal yükümlülükler (RTÜK payı, vergiler ve harçlar), kiralar, personel maaşları. 
Klasik medya yayıncılarının durumunda gelir-gider dengesi şu şekildedir:
KÂR = REKLÂM - (İÇERİĞE ÖDENEN PARA+PERSONEL MAAŞLARI+YASAL YÜKÜMLÜLÜKLER+KİRALAR+UYDU KİRASI)
gördüğünüz gibi gelir tek kalemken, gider bir çoktur. Bu modelde kâreden bir kuruluş ya gerçekten çok kaliteli içeriği kendi imkânları ile üretiyordur ya da çok az sayıda oyuncu vardır piyasada. Ülkemiz özelinde, iki durum da olmadığına göre, medya yayıncılığı, tek başına düşünüldüğünde, kârlı bir iş değildir. 

Yazının başlığındaki soruya dönersek, medya yayıncıları, reklâmın dışında bir gelir kalemi aramaktadır ve buldukları çözümlerden birisi içeriğin ücretli verilmesidir. Dünyada bunun örnekleri mevcuttur. Kaliteli ve özel içerikler, sektördeki ifadesiyle "premium content", para karşılığı izlettirilebilir. Çoğunlukla "tematik" olan bu kanalları izlemek isteyenler, çoğunlukla bir uydu yayın paketine abone olurlar. Medya yayıncısı, o pakette içeriğinin yer almasının karşılığı olarak, platform işletmecisinden ücret alır. 
Eğer ürettiğiniz içerik bu nitelikteyse, gelirinize reklam dışı bir kalem ekleyebilirsiniz. 
Bizim ülkemizde böyle bir kanal var mı??

Yorumlar

Son haftanın en çok okunan 10 yazısı

IPTV World Forum İstanbul'un ardından

Bu satırları yazarken etkinliğin ikinci günkü programı devam ediyor. İki günlük, oldukça yoğun program tam zamanında başlaması, zaman çizelgesine uygun devam etmesi ile uluslararası bir organizasyon olduğunu belli etti. Katılım ücretinin yüksekliğinin getirdiği en önemli sonuç etkinlik izleyicilerinin gerçekten ilgili kişiler olmasıydı. Sadece ilk gününü takip edebildiğim etkinlikte TTNet ve AirTies CEO'ları gibi çok üst düzey konuşmacılar söz aldı. Oturumların araları, toplantı salonunun önündeki fuayede kurulan sergileri gezmek için yeterli uzunlukta tutulmuştu.  İstanbul'un en kolay ulaşılabilen otellerinden birisi olduğunu düşündüğüm Mövenpick'in seçilmiş IPTV Forum için. Levent metrosunun çıkışında yer alan otel, aynı zamanda Fatih Sultan Mehmet köprüsünün dibinde. Levent metrosundaki otobüs duraklarında Sabiha Gökçen havaalanına direkt giden İETT otobüsü kalkıyor. Zaten Atatürk havaalanına raylı sistemle, aktarmalar yaparak ulaşılabiliyor. Sabah 6 uçağı Atatürk hav

IPTV World Forum Eastern Europe bu yıl İstanbul'da.

Konu ile ilgililerin merakla beklediği etkinlik ilk kez ülkemizde gerçekleştirilecek. Mövenpick Hotel, İstanbul'da 12-13 Ekim (yani haftaya salı-çarşamba) günlerinde toplam 9 oturumda önemli konuşmacıların yer alacağı IPTV World Forum Eastern Europe ile ilgili ayrıntıları web sayfasında bulabilirsiniz. Etkinliğe katılım ücretli. Ücretler epey yüksek. 5 Ekim'den önce kayıt yaptırmışsanız, ki bu iletiyi yazdığım tarih düşünülünce artık çok geç :), 1499 € ödemeniz gerekiyor. Bugün kayıt yaptırırsanız ise 1799 € ödeyeceksiniz. Ancak Free Operator Pass adlı bir seçeneğiniz daha var. Free Attendance For Service Providers olarak ayrıntılandırılan bu seçeneğin tam olarak kimleri kapsadığını çözemedim. Eğer IPTV hizmet sağlayıcılar kastediliyorsa Türk Telekom, TTNet, Superonline gibi şirket çalışanları kapsanmış oluyor. İşin doğrusu kendimi de o kategoriye sokup kayıt yaptırdım :) Ancak kaydımın geçerli sayılıp sayılmadığı belli değil henüz. Neyse, fırsat bulursanız önemli bir etkinlik

IPTV World Forum Ardından, Teknik Değerlendirme - 1

Yazının başlığını Teknik Değerlendirme - 1 dedim. Bunun bir dizi yazının ilki olduğunu düşünerek öyle yazdım. Pek uzun yazmayacağı, dizi yapmayı düşündüğüm için. Öncelikle Türk Telekom ve TTNet üzerine görüşlerimi yazayım. Etkinliğin ana destekçilerindendi her iki şirket. Türk Telekom'un üst şirket olarak görürsek, ki öyle aslında, Argela, TTNet ile birlikte sergi alanında büyük yer almışlardı. Argela, yazılım geliştirme alanında çalışıyor. TTNet, malum internet servis sağlayıcısı. Türk Telekom'un etkinlikte açıkladığı stratejisine göre IPTV , internet ve Voice over IP (IP üzerinden ses:VOIP) hizmetini TTNet üzerinden sunacak. İnternet ve telefonu tek faturada birleştirmeyen Türk Telekom, üç hizmet için tek fatura dönemine geçmeyi planlıyor. IPTV'yi itici güç olarak kullanacak. 3 farklı ekrandan (telefon, televizyon ve bilgisayar) televizyon izlemenin olanaklı olacağı ileri sürülüyor. Planlaması kolay, uygulaması ise zor bir hizmet IPTV. Multicast broadband internet bağl

bir kez daha, nedir bu sayısal karasal televizyon?

Blog sayfamda DTT etiketiyle yayınlanmış 100'e yakın içerik bulunsa da, geçenlerde buluştuğumuz lise arkadaşlarımın sorusu üzerine, bir kez daha yazmaya karar verdim. Bilenler, okumadan geçebilir. Bilmeyenler ve sektörün uzağındaki kişiler düşünülerek hazırlanmış bir yazıdır.  Soru - yanıt şeklinde kurgulanmış yazılarımın daha çok okunduğu gözlemi üzerine, buyurun sık sorulan sorularla Sayısal Karasal Televizyon: Şimdi tam olarak neden bahsediyoruz? Çanak ile izlediğimiz televizyon mu?

IPTV World Forum ardından, gözlemler

Etkinliğin teknik değerlendirmesini önümüzdeki haftaya bıraktım gerçi. Ancak, haftaya kadar bekleyemeyenler için kısa kısa gözlemlerimi aktarayım. Ayrıntılı değerlendirmeler gelecek merak etmeyin... Türk Telekom, yaklaşık 5 yıl önce başladığı IPTV projesinde sona gelmiş. TTNet şirketi üzerinden IPTivibu (TTNet CEO'sunun sunumunda, ki konferansın tümü simultane tercüme falan yapılmadan sadece İngilizce'ydi, bu ismin İngilizce'de that is IPTV anlamına geldiğini söyleyince fark ettim IP tivi işte bu anlamında bir kısaltma olduğunu :) adlı hizmeti sunmaya 2 hafta önce başadıklarını duyurdular. Konferansta soft launch (yumuşak duyuru ?) olarak yapılan duyuru ile hizmetin başlatıldığı söylense bile henüz web sayfasında bu konuyla ilgili bilgilere ulaşılamıyor.  IPTivibu hizmeti için en az 8 MBit/saniye hızında TTNet internet aboneliği gerekiyormuş. Şimdilik 101 kanal, ki bunların içerisinde HD olanları da olacakmış. Etkileşimli hizmetler, flick uygulaması falan da sunula

Göksu Restaurant Nenehatun şubesi açıldı

ve beklenen gerçekleşti...Ankara'nın Sakarya caddesine açılan Bayındır sokakta yer alan Göksu, gönüllere taht kurdu. Gerek servisi, gerek yemeklerin lezzeti vazgeçilmezler arasına girdi. Mekanın Kızılay'ın göbeğindeki Sakarya caddesinde olması, kimilerini üzüyordu. Özellikle Kızılay'a hiç inmeyenler, kalabalığı sevmeyenler yukarılarda bir Göksu hayali kuruyordu. Uzun sürdü inşaat. Nenehatun caddesi ile Tahran caddesinin kesiştiği köşede yer alan binanın inşaatının neden bu kadar sürdüğünü pek anlamamıştım, düne kadar. Dışarıdan 4-5 kat görünen bina toplamda 10 katlıymış. Üstte 3 kat içkili restaurant (ki bu bölüm henüz açılmamış), girişte bekleme salonu ve bar-kütüphane, girişin altında işkembe ve kebapçı (ki bu bölüm hizmet vermeye başladı), işkembecinin altı tam kat mutfakmış, onun altında garaj-çamaşırhane ve en altta iki kat konferans salonu olarak düzenlenmiş öğrendiğime göre. İlk ziyaretime ait fotografları (binanın dıştan çekilmiş bir görüntüsü ve iştah açıcı) beğe

Kocadağ At Çiftliği Kocadağ Köyü / Havran

Deniz, kum, güneş tatilinden sıkıldıysanız ve Edremit körfezi civarındaysanız size süper bir alternatif: At binmek. Edremit'ten Balıkesir'e giden yol üzerindeki şirin ilçe Havran'ın Kocadağ köyünde bu mekan. Henüz dört yaşında olan iki(z) kızlarımız çok keyif aldılar at binmekten. Altınızda sizden epey güçlü b ir hayvan varken dengede durmaya çalışmak, yorucu bir o kadar da keyifli bir uğraş. Eğer hayatınızda at binmeyi hiç denemediyseniz, emin olun deneyince siz de kabul edeceksiniz, çok şey kaçırmışsınız demektir.    Kocadağ At Çitfliği'nde at binmenin yanı sıra lezzetli mutfağını da deneyebilirsiniz. Mantı, haşlama içli köfte, ızgara köfte ve elbette demleme çay. Fiyatlar derseniz bu konuda ucuz / pahalı yorumu yapmak istemiyorum. Bunun yerine bir kaç seçtiğim ürünün fiyat bilgisini paylaşacağım. Ancak, öncelikle sipariş edeceğiniz yiyeceklerin hepsinin büyük bir özenle hazırlanıp, aynı özenle servis edildiğini belirteyim. Biz mantı, içli köfte, ızgara hellim ve

Almanya'da televizyon yayınlarına erişim

Televizyon yayınları kablolu ve kablosuz olmak üzere iki ortam kullanılarak evlere ulaştırılır. Her iki ortam için de farklı uygulamalar bulunmaktadır. Kablonun kullanıldığı durumlarda Kablo TV, IPTV seçenekleri mevcuttur. Kablosuz ortam için ise uydu ve karasal vericiler kullanılabilir. Her ortamın kendisine göre avantajı, dezavantajı vardır. Daha ayrıntılı analizlerde, yayıncı için ve izleyici için avantajlar ve dezavantajlar olduğu görülecektir. Hatta ülkelerin düzenleyici denetleyici kuruluşlarının desteklediği ve/veya kösteklediği televizyon dağıtım yöntemleri olduğu söylenebilir.  Bu uzun girişi yazmamın sebebi, Arthur D. Little adlı araştırma kuruluşunun yakın tarihte yayınladığı bir araştırma. Lars Riegel ve Julien Duvaud-Schelnast imzalı   Almanya'da TV Platformları 2014 ve sonrası başlıklı 10 sayfadan ibaret rapor, Almanya'da son dönemin sıcak tartışma konusu durumundaki sayısal karasal televizyonun geleceğine ilişkin önemli analizler içeriyor. Geçtiğimiz Nisan

Yaylapınar (Sinekçiler) Köyü Nazilli tatili

Yazılacaklar birikti, bu gidişler birikmeye devam edecek. Üst üste gelince seyahatler, okunanlar, teknik gelişmeler böyle oluyor. Yavaş düzgündür, düzgün ise hızlı deyip başlayayım bir yerinden.  Geçtiğimiz haftanın 6 gecesini, Aydın'ın Nazilli ilçesinin, eski adıyla Sinekçiler, Yaylapınar köyünde geçirdik. Ne ben, ne de eşim Nazilli'li. Oralarda yaşayan akrabamız da yok. Peki nasıl oldu da bir köyde kaldık 6 gece. Pınar Kaftancıoğlu sayesinde. Kendisini büyük şehirlerde, özellikle İstanbul'da, yaşayan çocuk sahipleri tanıyacaktır. Ayşe Arman'ın söyleşisinden sonra tanıyanlar ve alış veriş yapanların sayısında ciddi artış olmuş. Siz tanımayanlardansanız İpek Hanım'ın Çiftliği'nin web sayfasına bakmanızı ve yazının geri kalanını sonra okumanızı öneririm.  Kaftancıoğlu, bana kalırsa ülkemiz için uygulanabilir bir kalkınma modeli oluşturmuş. Ülkemiz, her ne kadar son dönemlerde ihmal edilmiş olsa bile, bir tarım ülkesi. Tarıma elverişli topraklara

Sodom ve Gomore / Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Feriye, 2016 Yakın tarih okumalarına devam ediyorum. Bu kez, inceleme ya da anı değil okuduğum, bir roman. Dönemin, yakın tarih olarak adlandırdığım 1870-1930 arası dönemin, tanıdığı Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun bir eseri: Sodom ve Gomore. Karaosmanoğlu'nun Yaban adlı romanını okumuştum yıllar önce. Sanırım lise yılları, nereden baksanız 25 yıldan fazla olmuş. Kiralık Konak, Hüküm Gecesi ve Yaban okunacaklar listesine yeni girenlerden.