Ana içeriğe atla

Utanç / J. M. Coetzee

Barbarları Beklerken ve Yavaş Adam'ın ardından Coetzee'den okuduğum üçüncü roman, Utanç oldu. Yazarın 1999 senesinde yayınladığı kitap, 2001 yılında Can Yayınları'nca İlknur Özdemir çevirisi ile Türkiye'de okuyucu ile buluşmuş. Benim okuduğum, kütüphaneden aldığım, 253 sayfalık bu ilk baskıydı. 
Güney Afrika Cumhuriyeti doğumlu bir beyaz olan Coetzee, yaşadığı coğrafyadaki büyük değişimi, ırk ayrımı politikasının, ya da literatürdeki ifadesiyle Apartheid'in, sonrasını yazıyor Utanç'ta. Kitabın konusunu anlatmayacağım bu yazıda. Merak edenler basit bir internet araması ile onlarca sayfa bulabilir. Konuyu anlatmadan romanın düşündürdüklerinden bahsetmek istiyorum.
Öncelikle, Coetzee'nin daha önce okuduğum iki romanında da ana konu olmasa bile ele alınan cinsel iktidar, cinselliğe yaklaşımdaki kadın/erkek arasındaki farklılıklar, bu romanın temel meselelerinden birisi. Özellikle Utanç'ın ilk yarısı diyebileceğimiz kısmı, tam olarak buna odaklanmış. Coetzee'nin bugüne kadar okuduğum üç romanında da erkek kahramanların cinselliğe bakışları benzeşiyor. Duygudan bağımsız, tamamen mekanik bir "günlük ihtiyaç giderişi" olarak algılanıyor. Aslında Coetzee'nin karakterleri, gerçeklikten kopuk, karikatürize karakterler değil. Günlük hayatta karşımıza çıkan çoğu hemcinsimizin bu konulardaki düşüncesi farklı değil. Hatta, Utanç'taki profesörün kızıyla konuşmasındaki gibi, bu durumu "doğanın gereği" olarak görüyor. Belki kadına yönelik şiddet sorununu aşabilmek için öncelikle erkeklerin bu bakışındaki çarpıklık ile yüzleşmesini sağlamak gerekiyor.
Cinselliğe yaklaşım farklılığı ile ilgili beni en fazla etkileyen kitap, Alberto Godenzi'nin Cinsel Şiddet adlı çalışması. Bir ara sosyal medya hesaplarım açıkken bu kitaptan satın alıp hediye olarak göndermiştim. Haziran 1992 tarihli Ayrıntı Yayınları baskısı, ilk ve tek baskıydı yakın zamana kadar. Oysa, kadına yönelik şiddetin bu kadar yoğunlaştığı bir dönemde keşke daha çok gündeme gelse bu çalışma, daha çok kişi tarafından okunsa, televizyonlarda tartışılsa.
Utanç, çok boyutlu bir roman. İlk yarısı ile cinsel şiddeti ele alsa bile asıl vurucu darbeyi ikinci yarıda indiriyor. Güney Afrika denildiğinde ilk akla gelen ırk ayrımcılığı oluyor. Barbarları Beklerken romanında hayali bir ülkede belirsiz bir zamanda geçen ötekini ezen iktidar, Utanç romanında ötekine verilen eşit haklar sonrası yaşananlara odaklanıyor. Senelerin öcünü alıyor öteki, bir yerde. Coetzee'nin romanın ikinci yarısındaki kahramanları ve yaptıkları hem Güney Afrika'da hem dünyanın geri kalanında epey tartışılmış. Romandaki siyah derililerin arasında hiç iyi olmaması eleştirilmiş. Romanı okurken benzer şeyler düşünsem bile üzerinde düşünürken Coetzee'nin aslında bir durum tespiti yaptığını düşündüm. Senelerin hesabını görüyor, roman kahramanları. Bu bakımdan fazlasıyla gerçek ve gene aynı sebeple fazlasıyla rahatsız edici.
Roman boyunca, kahramanımız edebiyat profesörünün, Lord Byron'ın çalışmaları ile ilgili anlattıkları, onun hayatına dair yazmaya çalıştığı opera ve tüm bu sürecin içerdiği mesajlar, yaptığı göndermeler ise, ne yazık ki, bana hiç bir şey ifade etmedi. Aynı şekilde köpek bakımı ve itlafına yardımın altındaki mesajları da anladığımı söyleyemem. Ancak pes etmedim. İnternette bakınca, özellikle İngilizce kaynaklarda, epeyce makale var bu konularla ilgili. Fırsat bulup, göndermeleri anlayabildiğimde sizlerle paylaşacağım. Aynı anlama çabam köpek bakımı ile ilgili bölümler için de geçerli. Bu arada, sizlerden de yardım bekliyorum. Kitap ile ilgili düşüncelerinizi yorum olarak ekleyebilirsiniz...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bir kez daha, nedir bu sayısal karasal televizyon?

Blog sayfamda DTT etiketiyle yayınlanmış 100'e yakın içerik bulunsa da, geçenlerde buluştuğumuz lise arkadaşlarımın sorusu üzerine, bir kez daha yazmaya karar verdim. Bilenler, okumadan geçebilir. Bilmeyenler ve sektörün uzağındaki kişiler düşünülerek hazırlanmış bir yazıdır.  Soru - yanıt şeklinde kurgulanmış yazılarımın daha çok okunduğu gözlemi üzerine, buyurun sık sorulan sorularla Sayısal Karasal Televizyon: Şimdi tam olarak neden bahsediyoruz? Çanak ile izlediğimiz televizyon mu?

IPTV World Forum ardından, gözlemler

Etkinliğin teknik değerlendirmesini önümüzdeki haftaya bıraktım gerçi. Ancak, haftaya kadar bekleyemeyenler için kısa kısa gözlemlerimi aktarayım. Ayrıntılı değerlendirmeler gelecek merak etmeyin... Türk Telekom, yaklaşık 5 yıl önce başladığı IPTV projesinde sona gelmiş. TTNet şirketi üzerinden IPTivibu (TTNet CEO'sunun sunumunda, ki konferansın tümü simultane tercüme falan yapılmadan sadece İngilizce'ydi, bu ismin İngilizce'de that is IPTV anlamına geldiğini söyleyince fark ettim IP tivi işte bu anlamında bir kısaltma olduğunu :) adlı hizmeti sunmaya 2 hafta önce başadıklarını duyurdular. Konferansta soft launch (yumuşak duyuru ?) olarak yapılan duyuru ile hizmetin başlatıldığı söylense bile henüz web sayfasında bu konuyla ilgili bilgilere ulaşılamıyor.  IPTivibu hizmeti için en az 8 MBit/saniye hızında TTNet internet aboneliği gerekiyormuş. Şimdilik 101 kanal, ki bunların içerisinde HD olanları da olacakmış. Etkileşimli hizmetler, flick uygulaması falan da sunula

IPTV World Forum Eastern Europe bu yıl İstanbul'da.

Konu ile ilgililerin merakla beklediği etkinlik ilk kez ülkemizde gerçekleştirilecek. Mövenpick Hotel, İstanbul'da 12-13 Ekim (yani haftaya salı-çarşamba) günlerinde toplam 9 oturumda önemli konuşmacıların yer alacağı IPTV World Forum Eastern Europe ile ilgili ayrıntıları web sayfasında bulabilirsiniz. Etkinliğe katılım ücretli. Ücretler epey yüksek. 5 Ekim'den önce kayıt yaptırmışsanız, ki bu iletiyi yazdığım tarih düşünülünce artık çok geç :), 1499 € ödemeniz gerekiyor. Bugün kayıt yaptırırsanız ise 1799 € ödeyeceksiniz. Ancak Free Operator Pass adlı bir seçeneğiniz daha var. Free Attendance For Service Providers olarak ayrıntılandırılan bu seçeneğin tam olarak kimleri kapsadığını çözemedim. Eğer IPTV hizmet sağlayıcılar kastediliyorsa Türk Telekom, TTNet, Superonline gibi şirket çalışanları kapsanmış oluyor. İşin doğrusu kendimi de o kategoriye sokup kayıt yaptırdım :) Ancak kaydımın geçerli sayılıp sayılmadığı belli değil henüz. Neyse, fırsat bulursanız önemli bir etkinlik