Ana içeriğe atla

asrın vebası: narsisizm illeti / Jean M. Twenge ve W. Ketih Campbell

Kaknüs Yayınları'nın psikoloji serisinden ilk baskısını 2010 yılında yapan ilginç bir çalışma. Türkçeye Özlem Korkmaz tarafından çevrilmiş. Yazarların her ikisi de psikoloji alanında doktora derecesine sahip ve öğretim üyesi olarak çalışıyorlar. Jean Twenge'nin gene Kaknüs Yayınları'ndan çıkmış Ben Nesli adlı bir çalışması varmış. Narsisizm illeti adlı çalışma, bir yerde Ben Nesli çalışmasının devamı niteliğinde.
Kitabın adına bakınca içeriğinin çocuk yetiştirmekle bu kadar ilgili olacağını düşünmemiştim. Facebook ve twitter çağında, herkesin kendisinden ve yaptıklarından bahsettiği bir döneme dair eleştirel tespitler okuyacağımı ummuyordum. Bir dönem her iki sosyal platformun, fazla aktif olmasa bile, üyesi olup sonradan her iki hesabını kapatmış birisi olarak bu eseri okumam gerektiğini düşünmüştüm. Kitabı bitirdiğimde, çocuk yetiştirmeden kişisel disipline birbirinden farklı görünen ancak çok bağlantılı konularda yararlı bilgiler ve öneriler öğrendim.
Kitap Amerika Birleşik Devletleri'nde başlayıp tüm dünyaya hızla yayılan bir salgından bahsediyor. Her şeye hakkı olduğunu düşünen, özel, önemli ve hatta seçilmiş birisi olduğuna inanan insanlar neslinin geldiğini söylüyor. 445 sayfalık çalışmanın 46. sayfasında basitleştirilmiş bir narsistik kişilik envanteri konulmuş. 10 ifadeden oluşan bu envanterde her ifadede size en çok uyanı seçmeniz gerekiyor. Çalışmanın neden bahsedildiğini anlatabilmek adına ifadelerden iki tanesini alıntıladım:
İnsanları yönlendirmek bana kolay geliyor.
İnsanları yönlendirdiğimin farkına varmak hoşuma gitmiyor.
Ben de başkaları gibiyim.
Ben sıra dışı biriyim.
Her ifade grubunda seçiminiz sizin narsistik endeksinizi belirliyor.
O kadar çarpıcı bilgiler var ki kitapta, okudukça bu kadar da olmaz dedim. İşte bir kaç örnek:
  • kız çocuklarının 5 yaşında -hatta daha da erken yaşlarda- seksi görünmeye başlamaları gerektiği düşüncesi, kabul gören genel görüşe dahil olmuş.
  • Haziran 2008'de People dergisi; bıçak altına yatıp göğüs protezleri ile boyun gerdirme ameliyatları için 5500 ile 15.200 dolar harcayan bir posta işçisi, bir asker, bir dişçi asistanı ve bir polis memuruna yer vermiş. Posta işçisi, karın gerdirme ameliyatına kredi kartından %9,9 faizle 7000 dolar ödemiş.
  • Kiliseler insanlara, Tanrı sizi vasat olasınız diye yaratmadı, diye vaazlar veriyormuş. 
  • Çocuklara farklı ve özel oldukları mesajları içeren şarkılar öğretiliyormuş.
Kitabın 17 bölümünün birisi ebebeynliğe ayrılmış. Bu bölümde, çocuk yetiştiren birisi olarak, çok yararlı öneriler buldum. Hatalı davranışlara verilen örnekler gerçekten şaşırtıcıydı. Çocukların söz hakkının olması normal elbette. Ancak onlara her konuda söz hakkı vermek, son dönemin moda çocuk yetiştirme yöntemi. 5 yaşındaki çocuğun ailenin alacağı arabanın markasına karar vermesi pek normal olmasa gerek. Kendi deneyimlerim, böylesi yaklaşımların çocukları mutlu etmediği yönünde. Çocuklar, belli sınırlamaların olduğu bir hayatı istiyor ve kendilerini daha rahat hissediyorlar. Aşırı övülen çocuklar, yeni yaklaşımın başka bir hatası. Başarısızlığı tatmayan, dikensiz gül bahçesinde yetişen bir nesil var artık. Gerçek hayatta mutsuz bireyler olmalarına şaşmamak gerek. Kitaptan bir alıntıyla;
Küçük bir çocuğa, "...ister misin?" sorusunu idareli kullanın. Anne babalar, çocuğun aslında seçme şansı olmadığı zamanlarda sık sık bu soruyu sorarlar. Jean, havaalanında üç yaşındaki çocuğuna, "Uçakla uçmak ister misin?" diye soran bir baba gördü. İstese de istemese de çocuğun uçağa binmesi kuvvetle muhtemeldi. Çocuğun seçme şansı olduğu zamanlarda bile, bu soru çocuğa kesin bir sorumluluk yükler. Eğer siz, anne baba olarak, parka gitmeye karar vermişseniz, "Parka gitmek ister misin?" demek yerine, çocuğunuzun parka gitme havasında olup olmadığını ölçmek size kalmıştır. Çocuk tam olarak ne istediğini bilemeyebilir kişinin bir aktiviteyi gelecekte isteyip istemeyeceğini tahmin etmesi, çoğu yetişkin için bile zordur. s.132
Kitaba yönelik tek eleştirim narsisizm illeti olarak ifade edilen durumun yaşadığımız ekonomik düzenin bir sonucu olduğunun ve çözümün de bu sistemin değiştirilmesinde yattığının gözardı edilmesi. Bireysel rekabetin ön plana çıkartıldığı ve övüldüğü, tüketimin tüm araçlarla pompalandığı ve hatta çarkın dönebilmesi için zorunlu olduğu bir düzende insanların bu hale gelmesine şaşmamak gerek. Günümüz dünyasında tükettiğin kadar ve tükettiğin sürece varsın. Tüketirken, bir yerde kendini de tüketiyor olsan da...

Yorumlar

  1. Telefonda kitaptan söz edince, merak edip hemen blog yazını okudum Özgür. Tanıtım yazısının özellikle son paragrafı çok vurucu: Tükettiğin sürece, tükettiğin kadar TÜKENİYORSUN!
    Kitabı hemen edinmeyi düşünüyorum. Sağol...

    YanıtlaSil
  2. dediğim gibi bu vurgu kitapta eksik kalan yan. Gerçi yazarların ülkesine bakınca böylesine sistemsel bir eleştiri beklemek fazla belki de.
    gene de hem çocuk yetiştiren, hem kendini tanımaya çalışanlara hararetle tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
  3. E burada "Begen" tusu yok! Bu cumlede sakli 75 mesaji bulunuz :)"Ben Nesli" okunacak kitaplarim arasinda siradaydi. Ondan sonra da bunu okuyayim. Tesekkurler Ozgur.

    YanıtlaSil
  4. Çocuğu olanlara özellikle öneririm. Bir de ilgisiz olacak ama Aşk Hastalığı isimli bir roman vardır Levent Mete'nin. Bugüne kadar okuduğum en sarsıcı aşk romanı...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorumlarınız denetimimden geçtikten sonra yayınlanacak. Beğenmediklerinizi hakaret içermeyen şekilde ifade edin lütfen.

Son haftanın en çok okunan 10 yazısı

bir kez daha, nedir bu sayısal karasal televizyon?

Blog sayfamda DTT etiketiyle yayınlanmış 100'e yakın içerik bulunsa da, geçenlerde buluştuğumuz lise arkadaşlarımın sorusu üzerine, bir kez daha yazmaya karar verdim. Bilenler, okumadan geçebilir. Bilmeyenler ve sektörün uzağındaki kişiler düşünülerek hazırlanmış bir yazıdır.  Soru - yanıt şeklinde kurgulanmış yazılarımın daha çok okunduğu gözlemi üzerine, buyurun sık sorulan sorularla Sayısal Karasal Televizyon: Şimdi tam olarak neden bahsediyoruz? Çanak ile izlediğimiz televizyon mu?

IPTV World Forum Ardından, Teknik Değerlendirme - 1

Yazının başlığını Teknik Değerlendirme - 1 dedim. Bunun bir dizi yazının ilki olduğunu düşünerek öyle yazdım. Pek uzun yazmayacağı, dizi yapmayı düşündüğüm için. Öncelikle Türk Telekom ve TTNet üzerine görüşlerimi yazayım. Etkinliğin ana destekçilerindendi her iki şirket. Türk Telekom'un üst şirket olarak görürsek, ki öyle aslında, Argela, TTNet ile birlikte sergi alanında büyük yer almışlardı. Argela, yazılım geliştirme alanında çalışıyor. TTNet, malum internet servis sağlayıcısı. Türk Telekom'un etkinlikte açıkladığı stratejisine göre IPTV , internet ve Voice over IP (IP üzerinden ses:VOIP) hizmetini TTNet üzerinden sunacak. İnternet ve telefonu tek faturada birleştirmeyen Türk Telekom, üç hizmet için tek fatura dönemine geçmeyi planlıyor. IPTV'yi itici güç olarak kullanacak. 3 farklı ekrandan (telefon, televizyon ve bilgisayar) televizyon izlemenin olanaklı olacağı ileri sürülüyor. Planlaması kolay, uygulaması ise zor bir hizmet IPTV. Multicast broadband internet bağl

IPTV World Forum ardından, gözlemler

Etkinliğin teknik değerlendirmesini önümüzdeki haftaya bıraktım gerçi. Ancak, haftaya kadar bekleyemeyenler için kısa kısa gözlemlerimi aktarayım. Ayrıntılı değerlendirmeler gelecek merak etmeyin... Türk Telekom, yaklaşık 5 yıl önce başladığı IPTV projesinde sona gelmiş. TTNet şirketi üzerinden IPTivibu (TTNet CEO'sunun sunumunda, ki konferansın tümü simultane tercüme falan yapılmadan sadece İngilizce'ydi, bu ismin İngilizce'de that is IPTV anlamına geldiğini söyleyince fark ettim IP tivi işte bu anlamında bir kısaltma olduğunu :) adlı hizmeti sunmaya 2 hafta önce başadıklarını duyurdular. Konferansta soft launch (yumuşak duyuru ?) olarak yapılan duyuru ile hizmetin başlatıldığı söylense bile henüz web sayfasında bu konuyla ilgili bilgilere ulaşılamıyor.  IPTivibu hizmeti için en az 8 MBit/saniye hızında TTNet internet aboneliği gerekiyormuş. Şimdilik 101 kanal, ki bunların içerisinde HD olanları da olacakmış. Etkileşimli hizmetler, flick uygulaması falan da sunula

IPTV World Forum Eastern Europe bu yıl İstanbul'da.

Konu ile ilgililerin merakla beklediği etkinlik ilk kez ülkemizde gerçekleştirilecek. Mövenpick Hotel, İstanbul'da 12-13 Ekim (yani haftaya salı-çarşamba) günlerinde toplam 9 oturumda önemli konuşmacıların yer alacağı IPTV World Forum Eastern Europe ile ilgili ayrıntıları web sayfasında bulabilirsiniz. Etkinliğe katılım ücretli. Ücretler epey yüksek. 5 Ekim'den önce kayıt yaptırmışsanız, ki bu iletiyi yazdığım tarih düşünülünce artık çok geç :), 1499 € ödemeniz gerekiyor. Bugün kayıt yaptırırsanız ise 1799 € ödeyeceksiniz. Ancak Free Operator Pass adlı bir seçeneğiniz daha var. Free Attendance For Service Providers olarak ayrıntılandırılan bu seçeneğin tam olarak kimleri kapsadığını çözemedim. Eğer IPTV hizmet sağlayıcılar kastediliyorsa Türk Telekom, TTNet, Superonline gibi şirket çalışanları kapsanmış oluyor. İşin doğrusu kendimi de o kategoriye sokup kayıt yaptırdım :) Ancak kaydımın geçerli sayılıp sayılmadığı belli değil henüz. Neyse, fırsat bulursanız önemli bir etkinlik

IPTV World Forum İstanbul'un ardından

Bu satırları yazarken etkinliğin ikinci günkü programı devam ediyor. İki günlük, oldukça yoğun program tam zamanında başlaması, zaman çizelgesine uygun devam etmesi ile uluslararası bir organizasyon olduğunu belli etti. Katılım ücretinin yüksekliğinin getirdiği en önemli sonuç etkinlik izleyicilerinin gerçekten ilgili kişiler olmasıydı. Sadece ilk gününü takip edebildiğim etkinlikte TTNet ve AirTies CEO'ları gibi çok üst düzey konuşmacılar söz aldı. Oturumların araları, toplantı salonunun önündeki fuayede kurulan sergileri gezmek için yeterli uzunlukta tutulmuştu.  İstanbul'un en kolay ulaşılabilen otellerinden birisi olduğunu düşündüğüm Mövenpick'in seçilmiş IPTV Forum için. Levent metrosunun çıkışında yer alan otel, aynı zamanda Fatih Sultan Mehmet köprüsünün dibinde. Levent metrosundaki otobüs duraklarında Sabiha Gökçen havaalanına direkt giden İETT otobüsü kalkıyor. Zaten Atatürk havaalanına raylı sistemle, aktarmalar yaparak ulaşılabiliyor. Sabah 6 uçağı Atatürk hav

Bayram Usta Yaprak Kebap, Yıldız / ANKARA

Ünü kulaktan kulağa yayılan mekanlardan birisi Bayram Usta. Çankaya'dan Oran yönüne giderken solunuzda Korman sitesini gördüğünüzde sol tarafa yanaşın. İlk kavşaktan sola döneceksiniz, Ukrayna caddesi, bu döndüğünüz yokuş aşağı doğru giden caddenin adı. İşte Ukrayna caddesinde sol kolunuzda kalacak Bayram Usta / Yaprak Kebap adlı mekan.  Oran yönünden Yıldız'a doğru inerken ise Yıldız dolmuşlarının son durağını referans noktası olarak alabilirsiniz. Yıldız dolmuşlarının son durağının olduğu kavşaktan sağa dönmeniz gerekiyor. Bir başka referans noktası ise elbette Hollanda Elçiliği. Elçilik ile yolun ters taraflarında kalıyor, buna dikkat etmek gerekli.  Bayram Usta, aslında Konya yolu üzerinde açılmış ilk olarak. Lezzetli kebaplarına ilişkin ilk yorumlar o günlerden. Yıldız'daki mekana gittiğimde servis oldukça hızlıydı.  Humus, yoğurtlu semiz, salata ve ezme ikram olarak sunuluyor Meşhur yaprak kebabı Adından anlaşılacağı üzere yaprak kebabı ile ünlü. Ant

Yaylapınar (Sinekçiler) Köyü Nazilli tatili

Yazılacaklar birikti, bu gidişler birikmeye devam edecek. Üst üste gelince seyahatler, okunanlar, teknik gelişmeler böyle oluyor. Yavaş düzgündür, düzgün ise hızlı deyip başlayayım bir yerinden.  Geçtiğimiz haftanın 6 gecesini, Aydın'ın Nazilli ilçesinin, eski adıyla Sinekçiler, Yaylapınar köyünde geçirdik. Ne ben, ne de eşim Nazilli'li. Oralarda yaşayan akrabamız da yok. Peki nasıl oldu da bir köyde kaldık 6 gece. Pınar Kaftancıoğlu sayesinde. Kendisini büyük şehirlerde, özellikle İstanbul'da, yaşayan çocuk sahipleri tanıyacaktır. Ayşe Arman'ın söyleşisinden sonra tanıyanlar ve alış veriş yapanların sayısında ciddi artış olmuş. Siz tanımayanlardansanız İpek Hanım'ın Çiftliği'nin web sayfasına bakmanızı ve yazının geri kalanını sonra okumanızı öneririm.  Kaftancıoğlu, bana kalırsa ülkemiz için uygulanabilir bir kalkınma modeli oluşturmuş. Ülkemiz, her ne kadar son dönemlerde ihmal edilmiş olsa bile, bir tarım ülkesi. Tarıma elverişli topraklara

Kocadağ At Çiftliği Kocadağ Köyü / Havran

Deniz, kum, güneş tatilinden sıkıldıysanız ve Edremit körfezi civarındaysanız size süper bir alternatif: At binmek. Edremit'ten Balıkesir'e giden yol üzerindeki şirin ilçe Havran'ın Kocadağ köyünde bu mekan. Henüz dört yaşında olan iki(z) kızlarımız çok keyif aldılar at binmekten. Altınızda sizden epey güçlü b ir hayvan varken dengede durmaya çalışmak, yorucu bir o kadar da keyifli bir uğraş. Eğer hayatınızda at binmeyi hiç denemediyseniz, emin olun deneyince siz de kabul edeceksiniz, çok şey kaçırmışsınız demektir.    Kocadağ At Çitfliği'nde at binmenin yanı sıra lezzetli mutfağını da deneyebilirsiniz. Mantı, haşlama içli köfte, ızgara köfte ve elbette demleme çay. Fiyatlar derseniz bu konuda ucuz / pahalı yorumu yapmak istemiyorum. Bunun yerine bir kaç seçtiğim ürünün fiyat bilgisini paylaşacağım. Ancak, öncelikle sipariş edeceğiniz yiyeceklerin hepsinin büyük bir özenle hazırlanıp, aynı özenle servis edildiğini belirteyim. Biz mantı, içli köfte, ızgara hellim ve

Göksu Restaurant Nenehatun şubesi açıldı

ve beklenen gerçekleşti...Ankara'nın Sakarya caddesine açılan Bayındır sokakta yer alan Göksu, gönüllere taht kurdu. Gerek servisi, gerek yemeklerin lezzeti vazgeçilmezler arasına girdi. Mekanın Kızılay'ın göbeğindeki Sakarya caddesinde olması, kimilerini üzüyordu. Özellikle Kızılay'a hiç inmeyenler, kalabalığı sevmeyenler yukarılarda bir Göksu hayali kuruyordu. Uzun sürdü inşaat. Nenehatun caddesi ile Tahran caddesinin kesiştiği köşede yer alan binanın inşaatının neden bu kadar sürdüğünü pek anlamamıştım, düne kadar. Dışarıdan 4-5 kat görünen bina toplamda 10 katlıymış. Üstte 3 kat içkili restaurant (ki bu bölüm henüz açılmamış), girişte bekleme salonu ve bar-kütüphane, girişin altında işkembe ve kebapçı (ki bu bölüm hizmet vermeye başladı), işkembecinin altı tam kat mutfakmış, onun altında garaj-çamaşırhane ve en altta iki kat konferans salonu olarak düzenlenmiş öğrendiğime göre. İlk ziyaretime ait fotografları (binanın dıştan çekilmiş bir görüntüsü ve iştah açıcı) beğe

Pazr günü eğlencesi: Eymir gölü etrafında bisiklet sürmek

Sadece ODTÜ öğrenci ve çalışanlarının bir de göl kartı sahiplerinin girebildiği düşünülür Eymir gölüne. Oysa, eskiden olduğu gibi bugün de arabasız girdiğiniz sürece, kimse kimlik sormaz kapısında. Birisi TRT'nin Oran yerleşkesinin yanından inen yolun sonunda, diğeri Gölbaşı'ndaki TEİAŞ tesislerini geçince olmak üzere iki kapısı bulunur bu küçük göl ve çevresinin. ODTÜ arazisidir ve içerisinde piknik yapmak yasaktır. Son düzenlemeler sonrası üniversite arazisi olduğu için içeride alkol satışı yasaklanmıştır. Yakın zamanda üniversite yönetiminin aldığı bir karar ile Eymir gölü çevresine haftasonları araç girişi tamamen yasaklandı. Her iki kapının yakınında, ODTÜ'de görev yapan güvenliklerin kontrol ettiği park alanları oluşturuldu. Ücretsiz olan bu alanlara aracınızı bırakıp yürüyerek göl çevresine girebiliyorsunuz. İçeride her 10 - 15 dakikada bir hareket eden ring servisleri bekliyor. Lokantaların olduğu yerlerde durakları var. Dönüş için de aynı araçları kullanabili