Ana içeriğe atla

Av Mevsimi, Yavuz Turgul, Şener Şen, Cem Yılmaz, Okan Yalabık, Çetin Tekindor

Aslında Av Mevsimi'ni izlemeyecektim. Yavuz Turgul'un bu son filmiyle ilgili Turgul ile yapılan bir söyleşiyi okuduktan sonra izlememeye karar vermiştim. 6 yıl boyunca kafasında çektiği filmi anlatıyordu söyleşide. Oyunculara hareket alanı bırakmadığından, sadece istediğini vermelerini beklediğinden söz ediyordu. Ardından Oray Eğin ve Ahmet Hakan köşelerinde filme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Eğin'in yazısını abartılı bulmuştum. Kendim izleyip kendim değerlendireyim de demedim. İzlemeyecektim Av Mevsimini, ancak gittiğim sinemanın iki salonunda birden oynuyordu ve izlenecek başka film (mesela Çakal) oynamıyordu. Girişi fazla uzattım. Gelişmeye, filme, geçeyim.
Son sözü baştan söyleyeyim: vaktinize ve paranıza yazık etmeyin. İki saati aşkın süresine, bir de sinema salonunun filmin başında gösterdiği 15 dakikalık reklam eklenince, toplamda 3 saate yakın bir zaman çalıyor hayattan. Belki Behzat Ç. dizisi başlamamış olsaydı Av Mevsimi'ndeki karakterler bu kadar kalemle yazılmış kalmazdı. Ferman (Şener Şen), sanki 1987 yapımı Muhsin Bey filmindeki Muhsin, gelmiş cinayet masasında Avcı lakaplı bir polis olmuş. Yıllarca cinayetlerle ilgilenmiş, başarılı bir polis. Ama bu özelliklerini hep söylenenlerden anlıyoruz. Ne duruşunda, ne bakışında böyle bir insan var. Turgul'un söyleşisini okumamış olsam Şen'in oyunculuğuna ilişkin bir sürü şey yazabilirdim. Ancak Turgul'un söylediklerinden anlaşılan böyle oynamasını istemiş. Deli İdris (Cem Yılmaz) Laz. Annesi evde Lazca konuşuyor. Karısı (Melisa Sözen) de Laz. İdris, dilini o kadar düzeltmiş ki ne karısıyla konuşurken ne annesiyle konuşurken, hiç şiveli konuşmuyor. Bence filmin ayakta kalan iki oyuncusu var: Okan Yalabık ile Çetin Tekindor. İkisi de canlandırdıkları karakterleri inandırıcı kılıyor. 
Filmin ilk yarısı bitmeden sonu tahmin edilir hale geliyor. Bir polisiye için, hem de iki saati aşkın süre devam eden bir polisiye için başarısızlığının kanıtı gibi bu durum. Başka sıkıntılar da var elbette. Mesela İdris'in eski bir polis için verilen veda yemeğinde söylediği Hayde şarkısına ortamdaki arkadaşlarını dahil ettiği sahne. Sahneyi izlerken, bu kadar uyumlu ritm tutturmaları olanaksız diye düşünmüştüm. Filmin sonunda bir ritm grubuna teşekkür yazısını görünce haksız olmadığımı anladım. İdris'in kıskançlıkla bir adamı dövmesinin ardından yaralanan elini bir iki sahne sonra düzelmiş olarak görüyoruz. Filmin başarısızlığının sebeplerinden birisi de gerçeklikten uzaklığı. Merak ediyorum İstanbul Emniyeti'nde cinayet masasındaki polisler Passat mı kullanıyor? Ya da girdiği her sektörde %20'lik pazar payına sahip ülkenin sayılı zenginleri makam aracı olarak Audi A6 mı kullanıyor? VW reklamı yapacağım diye kasmanın gereği var mı? 
Son söz olarak 1990 yılında Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni'ni yazıp yöneten Yavuz Turgul, o filmindeki Haşmet haline dönmüş Av Mevsimi'nde. Kısacası olmamış...

Yorumlar

  1. hocam "başka bira aralık mümkün" filmin şiarıydı ve sen aralığı kaçırdığın için olan biteni görememişsin...sağlık olsun

    YanıtlaSil
  2. öyle diyorsan öyledir rüştü hocam.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorumlarınız denetimimden geçtikten sonra yayınlanacak. Beğenmediklerinizi hakaret içermeyen şekilde ifade edin lütfen.

Bu blogdaki popüler yayınlar

bir kez daha, nedir bu sayısal karasal televizyon?

Blog sayfamda DTT etiketiyle yayınlanmış 100'e yakın içerik bulunsa da, geçenlerde buluştuğumuz lise arkadaşlarımın sorusu üzerine, bir kez daha yazmaya karar verdim. Bilenler, okumadan geçebilir. Bilmeyenler ve sektörün uzağındaki kişiler düşünülerek hazırlanmış bir yazıdır.  Soru - yanıt şeklinde kurgulanmış yazılarımın daha çok okunduğu gözlemi üzerine, buyurun sık sorulan sorularla Sayısal Karasal Televizyon: Şimdi tam olarak neden bahsediyoruz? Çanak ile izlediğimiz televizyon mu?

IPTV World Forum Eastern Europe bu yıl İstanbul'da.

Konu ile ilgililerin merakla beklediği etkinlik ilk kez ülkemizde gerçekleştirilecek. Mövenpick Hotel, İstanbul'da 12-13 Ekim (yani haftaya salı-çarşamba) günlerinde toplam 9 oturumda önemli konuşmacıların yer alacağı IPTV World Forum Eastern Europe ile ilgili ayrıntıları web sayfasında bulabilirsiniz. Etkinliğe katılım ücretli. Ücretler epey yüksek. 5 Ekim'den önce kayıt yaptırmışsanız, ki bu iletiyi yazdığım tarih düşünülünce artık çok geç :), 1499 € ödemeniz gerekiyor. Bugün kayıt yaptırırsanız ise 1799 € ödeyeceksiniz. Ancak Free Operator Pass adlı bir seçeneğiniz daha var. Free Attendance For Service Providers olarak ayrıntılandırılan bu seçeneğin tam olarak kimleri kapsadığını çözemedim. Eğer IPTV hizmet sağlayıcılar kastediliyorsa Türk Telekom, TTNet, Superonline gibi şirket çalışanları kapsanmış oluyor. İşin doğrusu kendimi de o kategoriye sokup kayıt yaptırdım :) Ancak kaydımın geçerli sayılıp sayılmadığı belli değil henüz. Neyse, fırsat bulursanız önemli bir etkinlik

IPTV World Forum ardından, gözlemler

Etkinliğin teknik değerlendirmesini önümüzdeki haftaya bıraktım gerçi. Ancak, haftaya kadar bekleyemeyenler için kısa kısa gözlemlerimi aktarayım. Ayrıntılı değerlendirmeler gelecek merak etmeyin... Türk Telekom, yaklaşık 5 yıl önce başladığı IPTV projesinde sona gelmiş. TTNet şirketi üzerinden IPTivibu (TTNet CEO'sunun sunumunda, ki konferansın tümü simultane tercüme falan yapılmadan sadece İngilizce'ydi, bu ismin İngilizce'de that is IPTV anlamına geldiğini söyleyince fark ettim IP tivi işte bu anlamında bir kısaltma olduğunu :) adlı hizmeti sunmaya 2 hafta önce başadıklarını duyurdular. Konferansta soft launch (yumuşak duyuru ?) olarak yapılan duyuru ile hizmetin başlatıldığı söylense bile henüz web sayfasında bu konuyla ilgili bilgilere ulaşılamıyor.  IPTivibu hizmeti için en az 8 MBit/saniye hızında TTNet internet aboneliği gerekiyormuş. Şimdilik 101 kanal, ki bunların içerisinde HD olanları da olacakmış. Etkileşimli hizmetler, flick uygulaması falan da sunula