Ana içeriğe atla

televizyon izlemek ya da...

Nancy Andreasen'in Yaratıcı Beyin kitabını okuduktan sonra insan beyninin gelişimini her yaşta sürdürebildiğini öğrendim. Kitapta Londra taksi sürücüleri, senfoni orkestralarında çalan sanatçılar üzerinde yapılan araştırmalara yer verilmiş. Teknoloji bu kadar gelişmemişken, navigasyon cihazları henüz yaygın değilken, Londra'da taksi kullanmak öyle her babayiğidin harcı değilmiş. Yolları, deyim yerindeyse avucunun içi gibi bilmen beklenirmiş. En kısa yol, yoğun saatlerde en işlek yol bilgilerini edinmeden taksi kullanma hakkı kazanılmazmış. Bu bilgilere sahip taksi sürücüleri üzerinde yapılan çalışmalar, diğer insanlarla kıyaslandığında beynin kimi bölgelerindeki bağlantıların arttığını göstermiş. Şimdi hangi bölgeler olduğunu hatırlamıyorum, merak edenler kitabı edinip öğrenebilir. Senfoni orkestrasında çalanlarda da benzer durum gözlenmiş. Hem farklı bir alfabe olarak nitelendirilebilecek notayı okumak, hem kendi çaldığını dinlemek, hem şefin hareketlerini izlemek bir yandan da diğer çalanları takip etmek gibi eş anlı yapmaları gereken bir çok iş, bu sanatçıların beyinlerindeki gri madde miktarını arttırmış. 
Yukarıdaki paragrafı, kitap ile ilgili yazdığım nota eklemedim. Belki eklesem iyi olurdu, ama bu yazıyı yazmamın temel nedeni kitapla ilgili yeni hatırlatmalar yapmak değil. Şöyle bir düşünün, en son ne zaman bir kitap okudunuz? İşiniz için, okulunuz için değil. Kendiniz için. En son ne zaman sadece merak ettiğiniz için bir konuda araştırma yaptınız? İşiniz için yaptıklarınızı saymayın. Sadece öğrenmek için. En son ne zaman yabancı dil öğrenme denemesinde bulundunuz? Soruları arttırmak mümkün, verilecek yanıt belli: vaktim yok
24 saatlik günün yaklaşık 8 saati uyku ve diğer zorunlu ihtiyaçlara gidiyor. Sabah 7'de evden çıkıp akşam 19'da eve döndüğünüzü varsaysak 12 saati de ev dışında geçiyor. Bu durumda size/bize 4 saatlik bir süre kalıyor. Bu 4 saati nasıl geçiriyoruz? En az 2 saatini televizyon izleyerek. Yaklaşık 1 saat kadarı haber/haber yorum/tartışma programları, diğer 1 saati ise günün dizisi. 
Okuduğum çocuk gelişim kitaplarında farklı konularda farklı görüşler savunulsa bile ortaklaşılan tek konu televizyonun beyin gelişimini olumsuz yönde etkilediği. Televizyon karşısında büyüyen çocukların daha geç konuştuğu, sosyal ilişkilerde daha pasif olduğuna ilişkin çeşitli çalışmalardan söz ediliyor. Andreasen'in kitabını okuduktan sonra bir çok şey daha anlaşılır hale geldi. Gelişimini sürdürebilecek beynimizi, tıpkı çocuklarda olduğu gibi, televizyonun zararlı etkilerinden kurtarmak zorundayız. Bir başka ifadeyle ülkede dünyada bir çok olumsuzluklar yaşanırken geniş halk kitleleri neden bu halde sorusunun en önemli yanıtlarından birisi televizyonda gizli. Televizyon ile uyuşan beyinler, olayları televizyonda gördüğü gibi kabulleniyor. Düşünmek sorgulamak yerine kendine sunulan ile yetiniyor. Zamanında 3F ile özetlenen (fado, futbol, fatima) toplumsal uyuşturucu günümüzde bence 2T, halini almış. Birisi malum televizyon, diğer T'nin ne olduğunu bilmem söylememe gerek var mı?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bir kez daha, nedir bu sayısal karasal televizyon?

Blog sayfamda DTT etiketiyle yayınlanmış 100'e yakın içerik bulunsa da, geçenlerde buluştuğumuz lise arkadaşlarımın sorusu üzerine, bir kez daha yazmaya karar verdim. Bilenler, okumadan geçebilir. Bilmeyenler ve sektörün uzağındaki kişiler düşünülerek hazırlanmış bir yazıdır.  Soru - yanıt şeklinde kurgulanmış yazılarımın daha çok okunduğu gözlemi üzerine, buyurun sık sorulan sorularla Sayısal Karasal Televizyon: Şimdi tam olarak neden bahsediyoruz? Çanak ile izlediğimiz televizyon mu?

IPTV World Forum ardından, gözlemler

Etkinliğin teknik değerlendirmesini önümüzdeki haftaya bıraktım gerçi. Ancak, haftaya kadar bekleyemeyenler için kısa kısa gözlemlerimi aktarayım. Ayrıntılı değerlendirmeler gelecek merak etmeyin... Türk Telekom, yaklaşık 5 yıl önce başladığı IPTV projesinde sona gelmiş. TTNet şirketi üzerinden IPTivibu (TTNet CEO'sunun sunumunda, ki konferansın tümü simultane tercüme falan yapılmadan sadece İngilizce'ydi, bu ismin İngilizce'de that is IPTV anlamına geldiğini söyleyince fark ettim IP tivi işte bu anlamında bir kısaltma olduğunu :) adlı hizmeti sunmaya 2 hafta önce başadıklarını duyurdular. Konferansta soft launch (yumuşak duyuru ?) olarak yapılan duyuru ile hizmetin başlatıldığı söylense bile henüz web sayfasında bu konuyla ilgili bilgilere ulaşılamıyor.  IPTivibu hizmeti için en az 8 MBit/saniye hızında TTNet internet aboneliği gerekiyormuş. Şimdilik 101 kanal, ki bunların içerisinde HD olanları da olacakmış. Etkileşimli hizmetler, flick uygulaması falan da sunula

IPTV World Forum Eastern Europe bu yıl İstanbul'da.

Konu ile ilgililerin merakla beklediği etkinlik ilk kez ülkemizde gerçekleştirilecek. Mövenpick Hotel, İstanbul'da 12-13 Ekim (yani haftaya salı-çarşamba) günlerinde toplam 9 oturumda önemli konuşmacıların yer alacağı IPTV World Forum Eastern Europe ile ilgili ayrıntıları web sayfasında bulabilirsiniz. Etkinliğe katılım ücretli. Ücretler epey yüksek. 5 Ekim'den önce kayıt yaptırmışsanız, ki bu iletiyi yazdığım tarih düşünülünce artık çok geç :), 1499 € ödemeniz gerekiyor. Bugün kayıt yaptırırsanız ise 1799 € ödeyeceksiniz. Ancak Free Operator Pass adlı bir seçeneğiniz daha var. Free Attendance For Service Providers olarak ayrıntılandırılan bu seçeneğin tam olarak kimleri kapsadığını çözemedim. Eğer IPTV hizmet sağlayıcılar kastediliyorsa Türk Telekom, TTNet, Superonline gibi şirket çalışanları kapsanmış oluyor. İşin doğrusu kendimi de o kategoriye sokup kayıt yaptırdım :) Ancak kaydımın geçerli sayılıp sayılmadığı belli değil henüz. Neyse, fırsat bulursanız önemli bir etkinlik