Ana içeriğe atla

Türkiye'de sayısal radyo dönüşümü nasıl olabilir?

Yaklaşık altı ay kadar önce aldığım bir karar uyarınca televizyon teknolojisi ile ilgili yazılarımı ayrı bir blogda, İngilizce olarak yayınlıyorum. Başlangıçta bana keyif veren bu kararı uygulamak giderek zorlaşıyor. Aşağı yukarı aynı içerikli yazıları iki farklı dilde hazırlamak ciddi zaman istiyor. Neyseki kitap okumak ve internette dolaşmanın dışında yapabileceğim başka bir şey olmayan otobüs yolculukları var. Bu kez kürkçü dükkanına dönüş yolunda, kablosuz bağlantısı olan ancak çalışmayan bir otobüste yazıyorum. İnternet erişimimi, yol boyu sorun çıkartmayan Vodafone sim kartlı cep telefonuma mavi diş bağlantısıyla sağladım.
İstanbul Televizyon Forum ve Fuarı'nın ikinci günü sabahı önemli konuşmacıları ve konusuyla sayısal radyoya ayrılmıştı. Yanda görmekte olduğunuz programda birisi dışında tüm isimler sunumlarını gerçekleştirdiler. Radyo, televizyonun aksine, sayısallaşma süreci neredeyse hiç tartışılmayan bir mecra. Oysa, tıpkı televizyon gibi radyo yayınlarında da sayısallaşma gerçekleşecek. Hatta sayısal radyo ile kazanacağımız ses kalitesi artışı, sayısal karasal televizyon dönüşümünden daha önemli. Çünkü analog karasal televizyon yayınını izleyenlerin oranı, son araştırma sonuçlarına göre, % 17'ye gerilemiş durumdayken analog FM üzerinden radyo dinleyenlerin oranı % 100'e yakındır. Cep telefonu ve uydu alıcısı ile internet üzerinden dinleyenleri önemsiz sayarsak % 100 olduğunu da ileri sürebiliriz.
Peki dinleyicilerin büyük çoğunluğunu doğrudan ilgilendiren sayısal radyo konusunda böyle hareketsiz kalınmasının nedeni nedir? Bence tek yanıt alıcı fiyatlarının yüksekliği. Bugün 1 TL'ye de FM alıcı bulunabilirken, en ucuz sayısal radyo alıcısı (DAB receiver) 20 €, 25 $ düzeylerindedir. 21 haziran tarihli oturumunun sonunda yönelttiğim,
peki alıcılar ne zaman ucuzlayacak ve ileride 5 TL düzeyine fiyatlar gerileyebilir mi? sorusuna aldığım yanıt şöyleydi:
adil olmak gerekli, FM ile DAB'nin kalitesini ve kullanılan teknolojiyi değerlendirdiğimizde alıcıların fiyatlarının aynı düzeye gelmesinin olanaksız olduğu görülecektir.
Sayısal radyonun ülkemizdeki açmazını aşağıdaki üç cümle özetliyor:
Alıcı talebi oluşmalı ki alıcı fiyatları düşsün,
Yayın başlamalı ki alıcı talebi olsun,
Alıcı olmalı ki yayın başlasın.
Okuduğum teknik içerikli yazılarda sorunları tartışanları çok gördüm. Ancak yazılarda çözüm önerilerine pek sık rastlamam. İyi diyorsun ama çözüm nedir? diye sorarsanız önerimi yazayım. Aslında sormasanız da yazacaktım :)
Burada kısır döngüyü kırma görevi kamu yayıncısına ve düzenleyici denetleyici kuruluşlara düşüyor.
  • Kamu yayıncısı, ücretsiz dağıttığı FM alıcılı radyolara (bunlar nostaljik görünümlü radyolar diye bu kamu yayıncısının yarışmalarında hediye ediliyor, aynı zamanda benzerleri marketlerde satılıyor) DAB alıcı koyacak. Benzer radyolar başka kurumlarca da hediye olarak dağıtılıyor. Bu radyolara da DAB alıcı konularak, kamuoyunda DAB'nin ne olduğunu deneyimleyen bir "early adaptor" (erken kalkan yol alır) grubu oluşturulacak.
  • İlk maddeyle eş zamanlı olarak verici tesis ve işletmeden sorumlu şirket büyük illerde DAB verici sistemleri kuracak ve buralardan seçeceği, çok dinlenen radyo kanallarının yayınlarını, DAB kalitesinde yayınlamaya başlayacak.
  • Gene ilk maddeye eşanlı olarak kamu yayıncısı da FM'de olmayan DAB'ye özel hazırlanmış çok talep görecek radyo postaları hazırlayıp gene öncelikli olarak büyük illere kuracağı (belki de verici tesis ve işletim şirketinden alacağı hizmet ile) DAB vericilerinden yayınlayacak. Kamu yayıncısının arşivindeki unutulmaz sesler bu yayınlar için bulunmaz kaynak niteliğindedir.
  • Düzenleyici ve denetleyici otorite, bu deneme yayınları için gerekli frekansların boşaltılmasını sağlayıp alıcıların, en azından ilk yıl boyunca sübvanse edilmesi için gerekli işlemleri yapacak. Bu konuda ilgili bakanlıklara, üreticilere telkinlerde bulunacak. Aynı zamanda alıcıların yerli firmalarca imal edilmesi konusunda teşvik mekanizmaları düzenleyecek.
  • Bu projenin olmazsa olmaz ayağı ise araç imalatçılarına dayanıyor. İlgili bakanlık yeni üretilen otomobillerdeki radyo alıcılarının DAB'yi de desteklemesini zorunlu kılacak düzenlemeleri hayata geçirecek. Hali hazırda kullanmakta olduğum 2011 model otomobilimin radyosunda DAB / AM alıcı var görünüyor. Ancak üretici şirket, Türkiye'de satılan modellere DAB alıcı koymamış. Yani, bu madde belki de en kolay hayata geçebilecek olan maddedir.
  • DAB denemelerinin başlamasının ardından ilk yıldan sonra piyasada hatırı sayılır sayıda DAB alıcı olacaktır. Deneme yayınlarına katılan özel yayıncılar ve kamu yayıncısı DAB'nin ek avantajlarını görüp teknolojiye ısınmış olacaktır. Ardından düzenleyici ve denetleyici otorite sayısal radyo frekans tahsis ihalesini yapacak.
  • İhale sonrası yapılacak son işlemi ise özel radyo yayıncısı kuruluşlar gerçekleştirecek. DAB ile artan reklam gelirleri ve yeni reklam olasılıklarını, DAB alıcılarının sübvansesinde kullanacak. Burada doğru kelime sübvanse değil elbette. Gazeteler aracılığıyla kupon karşılığında dağıtılması bir model olabilir mesela. Burada alıcı ücretinin bir bölümü promosyonu yapan kuruluşça karşılanır ve işte size sübvansiyon.
Yazıya başlarken amacım ile yazının beni getirdiği ne kadar farklı oldu. Neyse bu, bence çok önemli yazımı bir kaç dergiye gönderip yayınlatayım. O zamana kadar size keyifli okumalar.
Madem içerik değişti, son değişiklik olarak başlığı düzelteyim :) İlk başlık iTVF'nin ikinci günü: Sayısal radyo idi. Bu başlığı başka bir yazıda kullanmak gerekli. Çünkü halen RadioDNS'ten, DRM'den DAB+'tan bahsetmem gerekli.
Bir reklamda küçük sevimli bir çocuk, ki çocukları reklamda kullanmaya karşıyım, annesine çoook çalışmam gerekiyor gibi bir şeyler söylüyordu. Halim tam olarak o, bitirmem gereken bir yüksek lisans, başlamam gereken bir doktora, öğrenmek istediğim iki yabancı dil var. Bu dillerden birisinin alfabesi de farklı üstelik.

Yorumlar

  1. Bu kadar uzun yazmanızı anlayamadım. Benim için ilgi çekici bir yazı olmasına rağmen, yazınızı okurken 5-6 kere koptum konudan. Yani en basit örnek olarak vodafone sim kartınızın takılı olduğu telefonunuzu mavi diş ile bilgisayarınıza bağlayıp otobüs yolculuğu yaptığınızı yazmanız çok gereksiz. Sonuçta DAB radyo hakkında yazıyorsunuz değil mi? Sonuç olarak elimde var 0.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorumlarınız denetimimden geçtikten sonra yayınlanacak. Beğenmediklerinizi hakaret içermeyen şekilde ifade edin lütfen.

Son haftanın en çok okunan 10 yazısı

Yaylapınar (Sinekçiler) Köyü Nazilli tatili

Yazılacaklar birikti, bu gidişler birikmeye devam edecek. Üst üste gelince seyahatler, okunanlar, teknik gelişmeler böyle oluyor. Yavaş düzgündür, düzgün ise hızlı deyip başlayayım bir yerinden.  Geçtiğimiz haftanın 6 gecesini, Aydın'ın Nazilli ilçesinin, eski adıyla Sinekçiler, Yaylapınar köyünde geçirdik. Ne ben, ne de eşim Nazilli'li. Oralarda yaşayan akrabamız da yok. Peki nasıl oldu da bir köyde kaldık 6 gece. Pınar Kaftancıoğlu sayesinde. Kendisini büyük şehirlerde, özellikle İstanbul'da, yaşayan çocuk sahipleri tanıyacaktır. Ayşe Arman'ın söyleşisinden sonra tanıyanlar ve alış veriş yapanların sayısında ciddi artış olmuş. Siz tanımayanlardansanız İpek Hanım'ın Çiftliği'nin web sayfasına bakmanızı ve yazının geri kalanını sonra okumanızı öneririm.  Kaftancıoğlu, bana kalırsa ülkemiz için uygulanabilir bir kalkınma modeli oluşturmuş. Ülkemiz, her ne kadar son dönemlerde ihmal edilmiş olsa bile, bir tarım ülkesi. Tarıma elverişli topraklara

IPTV World Forum Eastern Europe etkinliğine katılacağım

Etkinliğe ilişkin bilgileri daha önce paylaşmıştım. Yarın, bir günlüğüne İstanbul'a giderek etkinliğin Salı günü olan bölümüne katılacağım. Benim açımdan bir çok ilke sahne olacak bu katılım. Kızlarımın doğumundan bu yana onlarsız ilk kez şehir dışına çıkıyor olacağım. İlk kez bu kadar uzun süre onlardan ayrı olacağım. İlk kez şehir dışındaki bir etkinliğe (mesleğim ve işim ile ilgili olmasına karşın) katılmak için tüm masraflarını cebimden karşılayıp, senelik izin kullanıyor olacağım. Neyseki katılım ücreti konusunda organizatörler kolaylık sağladılar. Ücretsiz katılım hakkı sundular.  Neyse, önemli olduğunu düşündüğüm bu etkinliğe ilişkin gözlemlerimi, bir gazeteci dikkati ile, not alıp blogumda paylaşacağım. O güne kadar sağlıcakla kalın...

Kocadağ At Çiftliği Kocadağ Köyü / Havran

Deniz, kum, güneş tatilinden sıkıldıysanız ve Edremit körfezi civarındaysanız size süper bir alternatif: At binmek. Edremit'ten Balıkesir'e giden yol üzerindeki şirin ilçe Havran'ın Kocadağ köyünde bu mekan. Henüz dört yaşında olan iki(z) kızlarımız çok keyif aldılar at binmekten. Altınızda sizden epey güçlü b ir hayvan varken dengede durmaya çalışmak, yorucu bir o kadar da keyifli bir uğraş. Eğer hayatınızda at binmeyi hiç denemediyseniz, emin olun deneyince siz de kabul edeceksiniz, çok şey kaçırmışsınız demektir.    Kocadağ At Çitfliği'nde at binmenin yanı sıra lezzetli mutfağını da deneyebilirsiniz. Mantı, haşlama içli köfte, ızgara köfte ve elbette demleme çay. Fiyatlar derseniz bu konuda ucuz / pahalı yorumu yapmak istemiyorum. Bunun yerine bir kaç seçtiğim ürünün fiyat bilgisini paylaşacağım. Ancak, öncelikle sipariş edeceğiniz yiyeceklerin hepsinin büyük bir özenle hazırlanıp, aynı özenle servis edildiğini belirteyim. Biz mantı, içli köfte, ızgara hellim ve

IPTV World Forum İstanbul'un ardından

Bu satırları yazarken etkinliğin ikinci günkü programı devam ediyor. İki günlük, oldukça yoğun program tam zamanında başlaması, zaman çizelgesine uygun devam etmesi ile uluslararası bir organizasyon olduğunu belli etti. Katılım ücretinin yüksekliğinin getirdiği en önemli sonuç etkinlik izleyicilerinin gerçekten ilgili kişiler olmasıydı. Sadece ilk gününü takip edebildiğim etkinlikte TTNet ve AirTies CEO'ları gibi çok üst düzey konuşmacılar söz aldı. Oturumların araları, toplantı salonunun önündeki fuayede kurulan sergileri gezmek için yeterli uzunlukta tutulmuştu.  İstanbul'un en kolay ulaşılabilen otellerinden birisi olduğunu düşündüğüm Mövenpick'in seçilmiş IPTV Forum için. Levent metrosunun çıkışında yer alan otel, aynı zamanda Fatih Sultan Mehmet köprüsünün dibinde. Levent metrosundaki otobüs duraklarında Sabiha Gökçen havaalanına direkt giden İETT otobüsü kalkıyor. Zaten Atatürk havaalanına raylı sistemle, aktarmalar yaparak ulaşılabiliyor. Sabah 6 uçağı Atatürk hav

IPTV World Forum Ardından, Teknik Değerlendirme - 1

Yazının başlığını Teknik Değerlendirme - 1 dedim. Bunun bir dizi yazının ilki olduğunu düşünerek öyle yazdım. Pek uzun yazmayacağı, dizi yapmayı düşündüğüm için. Öncelikle Türk Telekom ve TTNet üzerine görüşlerimi yazayım. Etkinliğin ana destekçilerindendi her iki şirket. Türk Telekom'un üst şirket olarak görürsek, ki öyle aslında, Argela, TTNet ile birlikte sergi alanında büyük yer almışlardı. Argela, yazılım geliştirme alanında çalışıyor. TTNet, malum internet servis sağlayıcısı. Türk Telekom'un etkinlikte açıkladığı stratejisine göre IPTV , internet ve Voice over IP (IP üzerinden ses:VOIP) hizmetini TTNet üzerinden sunacak. İnternet ve telefonu tek faturada birleştirmeyen Türk Telekom, üç hizmet için tek fatura dönemine geçmeyi planlıyor. IPTV'yi itici güç olarak kullanacak. 3 farklı ekrandan (telefon, televizyon ve bilgisayar) televizyon izlemenin olanaklı olacağı ileri sürülüyor. Planlaması kolay, uygulaması ise zor bir hizmet IPTV. Multicast broadband internet bağl

IPTV World Forum ardından, gözlemler

Etkinliğin teknik değerlendirmesini önümüzdeki haftaya bıraktım gerçi. Ancak, haftaya kadar bekleyemeyenler için kısa kısa gözlemlerimi aktarayım. Ayrıntılı değerlendirmeler gelecek merak etmeyin... Türk Telekom, yaklaşık 5 yıl önce başladığı IPTV projesinde sona gelmiş. TTNet şirketi üzerinden IPTivibu (TTNet CEO'sunun sunumunda, ki konferansın tümü simultane tercüme falan yapılmadan sadece İngilizce'ydi, bu ismin İngilizce'de that is IPTV anlamına geldiğini söyleyince fark ettim IP tivi işte bu anlamında bir kısaltma olduğunu :) adlı hizmeti sunmaya 2 hafta önce başadıklarını duyurdular. Konferansta soft launch (yumuşak duyuru ?) olarak yapılan duyuru ile hizmetin başlatıldığı söylense bile henüz web sayfasında bu konuyla ilgili bilgilere ulaşılamıyor.  IPTivibu hizmeti için en az 8 MBit/saniye hızında TTNet internet aboneliği gerekiyormuş. Şimdilik 101 kanal, ki bunların içerisinde HD olanları da olacakmış. Etkileşimli hizmetler, flick uygulaması falan da sunula

Yıldız Yargılanması, Orhan Asena

Oyuna ilişkin görüşlerimi yazmaya geçmeden hemen belirteyim ki bu sezon Devlet Tiyatroları'nda izlediğimiz oyunların kimileri ciddi hayal kırıklıkları yaratmıştı. Neyseki sezonun sonuna az kala Yıldız Yargılanması 'nı izledik. Bu sezon izlediğimiz en iyi oyun. Oyunu geçen sezonda da görmek istemiştik. Kısmet bugünlereymiş. Orhan Asena'yı tarihi oyunların yazarı olarak hatırlarım hep. İzlediğimiz tüm oyunlarda olduğu gibi aldığımız broşüründeki bilgilere göre asıl görevi tıp doktorluğu. Sanata katkı sunan bir çok diğerleri gibi Asena'da çok özveri isteyen doktorluk görevini yerine getirirken şiirler, oyunlar yazmış. İzlediğimiz oyunun ortaya çıkışının öyküsü de ilginç. Broşürden okursak Asena şöyle demiş: Değerli gazeteci ve yazar dostum Uğur Mumcu, bir gün bana Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın Yıldız Muhakemesi adlı kitabını getirdi. VE sen bundan bir oyun çıkartabilirsin dedi. Kitabı daha okurken çağrışımlar birbirini kovaladı. Kitabın sayfaları içind

Şaka / Milan Kundera

Çok sevdiğim bir arkadaşım, yazarların eserlerini yazılış sırasına göre okuyor. Böylelikle yazarın stilindeki değişiklikleri izleyebildiğini söylüyor. Onun çabasını takdir etmekle birlikte, edebiyatla akademik olarak ilgilenilmediği sürece, yorucu ve anlamsız buluyorum.  Bu haddini aşan ve gereksiz paragrafın ardından gelelim Şaka adlı romana. Gereksiz dedim ilk paragrafa ama bu yazıya böyle bir paragrafla başlamamın nedeni Şaka'nın Milan Kundera'nın yayınladığı ilk roman olması. Tahmin edeceğiniz ya da blogumun sadık okuyucusuysanız, ki benim dışımda öyle bir başkası yoktur muhtemelen, bileceğiniz gibi Milan Kundera'dan okuduğum ilk eser değil. Daha önce Kundera'dan  Gülüşün ve Unutuşun Kitabı ile Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği 'ni okumuştum.  Şaka, 1967 yılında Çekoslovakya'da Çekçe  Žert adıyla yayınlanmış. Aslında 1965 yılında yayıncıya teslim edilmiş ancak sansür kurulundaki incelemeleri uzun sürmüş. 1968'de Prag Baharı olaylarının ardından Sovyet işg

Anıttepe, sokaklar, anlamlar

Ankara, ne yazık ki, içerisinden su geçen şehirlerden değil. Aslında daha doğrusunu söylersem, içerisinden geçen suların üzerini kapatıp yok eden bir kent. İncesu deresi, Kavaklı dere, Ankara çayı hep üzeri kapatılıp, halının altına süpürülen tozlar gibi gözden ırak tutulup unutulmuş kent suları. Hal böyle olunca Başkent, akar suyun kente sağlayacağı güzelliklerden yoksun. Neyse ki arayan için gizli güzellikler barındırıyor.   Anıttepe, bu gizli güzellikleri saklayan semtlerden. Anıtkabir, yılın her mevsimi caddelerden eksik olmayan turist otobüsleri, resmi bayramlarda protokol için kapatılan yollar, son dönemde sıklıkla düzenlenen mitinglere ev sahipliği yapan Tandoğan meydanı, Çankaya Belediyesi'nin  konserlerinin mekanı Anıtpark Anıttepe denildiğinde ilk aklıma gelenler. Ve tabii, geçenlerde bir yarışmada soru olarak da yöneltilen sokak isimleri: Ordular, İlk, Hedef, İleri, Ata ve Akdeniz caddesi.    Anıtkabir'in sınırını oluşturan 3 cadde bulunur: Gençlik, Mareş

İkiz bebekle tatile çıkacaklara öneriler

Blog sayfamdaki yazıları belli kategorilere göre ayırıp etiketliyorum. Yazacaklarımın etiketlenebilecek şeyler olmasına özen gösteriyorum. Kısacası her aklıma geleni bloga yazmıyorum. Bugün canım sıkıldı, bari canımın sıkıldığını tüm dünya duysun demiyorum. Biraz bu nedenle, biraz yazarın anonimliğini korumasını sağlama kaygısıyla özel hayatıma ilişkin paylaşımları sınırlı tuttum bu güne kadar. Bu yazı yukarıda anlattıklarımla çelişse bile tatile çıkmadan önce yaptığım internet aramalarında işe yarar çok az bilgi bulabildiğim için ikiz bebek sahiplerine deneyimlerimi aktarayım istedim. Bu yazı ile birlikte yeni bir etiket bloga merhaba diyor: İkiz büyütmek. Bu etiket altında, çok sık olmamakla birlikte, ikiz büyütürken yaşadıklarımı paylaşacağım.