Ana içeriğe atla

Gülüşün ve Unutuşun Kitabı, Milan Kundera


Kundera'dan okuduğu ikinci kitap. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği ile ilgili yazdıklama baktım. Aslında bugün 3 yıl önce verdiğim bir sözü de yerine getirmiş olacağım bir yerde. 25 mart 2005'te yazıyı bitirirken

Sonuçta henüz sonuna ulaşamasam bile değişik bir teknikle yazılmış romanı beğenerek okuyorum. Sonuna geldiğimde daha ayrıntılı yorum yazmaya çalışacağım.

demişim. ancak anlaşılan o dönemin koşullarında bu sözümü unutmuşum :) Neyse, geç olsun güç olmasın diyerek Kundera'nın iki romanına ilişkin görüşlerimi paylaşayım. Herşeyden önce Kundera'nın yazdıklarını anlayabilmek için yakın tarihi bilmek gerekli.

İkinci dünya savaşında Çekleri Alman faşizminden kurtaran Sovyetler'in 1968 baharında dönemin Çek Komünist Partisi'nin liberal politikalar izlemesi üzerine Romanya dışındaki blok ülkeleri ile birlikte Prag'ı işgal ettiğini, işgal sırasında öldürülenlerin dışında binlerce Çekin ülkede önce yalnızlaştırıldığını ardından ülke dışına gitmek zorunda bırakıldığını üstelik tüm bunların sol adına yapıldığını, o dönem yaşananlar karşısında Çeklerin yanında olma cesaretini gösteren Mehmet Ali Aybar gibileri azınlıkta kaldığını bilmek gerekir. Çünkü Kundera'nın okuduğum her iki kitabında ülkesinin işgal edilmesi karşısında yaşadığı çaresizlik her satırda hissediliyor. Çek yazar, Gülüşün ve Unutuşun Kitabı'nı Fransa'da yazmış. Bir insanın ülkesinden gitmeye zorlanışını iyi biliriz. Benzer deneyimlere sahip ülkenin çocukları olarak. Nazım Hikmet'in şiirlerindeki vatan hasretinin benzerine Kundera'nın satırlarında rastladım.

Çok güçlü bir edebiyatçı. Lafın tamamı aptala söylenirmiş derler ya, Kundera okuyucusunun zeki olduğunu varsayarak yazıyor. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği'nde tüm roman boyunca aynı karakterlerin öyküsünü anlatmayı seçmiş. Gülüşün ve Unutuşun Kitabı'nda, bence, çok daha zor bir işe kalkışmış. Kitap bir roman ancak birbiriyle ilişkili farklı hayatlar üzerinden yazılmış. Romanın baş kahramanı Tamina, ülkesinden göç etmek zorunda bırakılmış gittiği yerde kafede garsonluk yapan bir Çek. Kocasını göç etmek zorunda kaldıktan bir süre sonra kaybediyor ve tek başına hayatla, anılarını unutmamayla mücadele ediyor. Romanda küçük burjuvaların samimiyetsizliklerini, cinsel açlıklarını, hayatlarında en önemli gördüklerin sorunların boşluğunu çarpıcı bir dille sunuyor. Tamina'nın dinlediği insanların hayatlarının benzerlerini ülkemizin kafe/barlarında bulmak olanaklıdır. Başkalarının sorunlarını anlamaya onların çaresizliklerini paylaşmaya çalışanların bir kısmının bunu küçük çıkarları uğruna yaptığına bir çok kez şahit oldum. Ne acı...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bir kez daha, nedir bu sayısal karasal televizyon?

Blog sayfamda DTT etiketiyle yayınlanmış 100'e yakın içerik bulunsa da, geçenlerde buluştuğumuz lise arkadaşlarımın sorusu üzerine, bir kez daha yazmaya karar verdim. Bilenler, okumadan geçebilir. Bilmeyenler ve sektörün uzağındaki kişiler düşünülerek hazırlanmış bir yazıdır.  Soru - yanıt şeklinde kurgulanmış yazılarımın daha çok okunduğu gözlemi üzerine, buyurun sık sorulan sorularla Sayısal Karasal Televizyon: Şimdi tam olarak neden bahsediyoruz? Çanak ile izlediğimiz televizyon mu?

IPTV World Forum Eastern Europe bu yıl İstanbul'da.

Konu ile ilgililerin merakla beklediği etkinlik ilk kez ülkemizde gerçekleştirilecek. Mövenpick Hotel, İstanbul'da 12-13 Ekim (yani haftaya salı-çarşamba) günlerinde toplam 9 oturumda önemli konuşmacıların yer alacağı IPTV World Forum Eastern Europe ile ilgili ayrıntıları web sayfasında bulabilirsiniz. Etkinliğe katılım ücretli. Ücretler epey yüksek. 5 Ekim'den önce kayıt yaptırmışsanız, ki bu iletiyi yazdığım tarih düşünülünce artık çok geç :), 1499 € ödemeniz gerekiyor. Bugün kayıt yaptırırsanız ise 1799 € ödeyeceksiniz. Ancak Free Operator Pass adlı bir seçeneğiniz daha var. Free Attendance For Service Providers olarak ayrıntılandırılan bu seçeneğin tam olarak kimleri kapsadığını çözemedim. Eğer IPTV hizmet sağlayıcılar kastediliyorsa Türk Telekom, TTNet, Superonline gibi şirket çalışanları kapsanmış oluyor. İşin doğrusu kendimi de o kategoriye sokup kayıt yaptırdım :) Ancak kaydımın geçerli sayılıp sayılmadığı belli değil henüz. Neyse, fırsat bulursanız önemli bir etkinlik

IPTV World Forum ardından, gözlemler

Etkinliğin teknik değerlendirmesini önümüzdeki haftaya bıraktım gerçi. Ancak, haftaya kadar bekleyemeyenler için kısa kısa gözlemlerimi aktarayım. Ayrıntılı değerlendirmeler gelecek merak etmeyin... Türk Telekom, yaklaşık 5 yıl önce başladığı IPTV projesinde sona gelmiş. TTNet şirketi üzerinden IPTivibu (TTNet CEO'sunun sunumunda, ki konferansın tümü simultane tercüme falan yapılmadan sadece İngilizce'ydi, bu ismin İngilizce'de that is IPTV anlamına geldiğini söyleyince fark ettim IP tivi işte bu anlamında bir kısaltma olduğunu :) adlı hizmeti sunmaya 2 hafta önce başadıklarını duyurdular. Konferansta soft launch (yumuşak duyuru ?) olarak yapılan duyuru ile hizmetin başlatıldığı söylense bile henüz web sayfasında bu konuyla ilgili bilgilere ulaşılamıyor.  IPTivibu hizmeti için en az 8 MBit/saniye hızında TTNet internet aboneliği gerekiyormuş. Şimdilik 101 kanal, ki bunların içerisinde HD olanları da olacakmış. Etkileşimli hizmetler, flick uygulaması falan da sunula